Savaşa dair MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den dün dikkat çeken bir değerlendirme geldi.
İran ve Lübnan’daki savaşın Türkiye için çok önemli olduğuna işaret eden Bahçeli’nin “cemaatlerle” ilgili sözleri ise dikkat çekti.
Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
“İran’da yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama yahut çözülme yalnız Tahran’ın iç meselesi olarak kalmayacak; dalga dalga çevre ülkelere yayılan yeni bir istikrarsızlık kuşağı üretme potansiyeli taşıyacaktır.
Türkiye’nin önündeki mesele, uzaktan izlenen bir sınır krizi meselesi değildir. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tablo doğrudan doğruya milli güvenlik, sınır emniyeti ve bölgesel istikrar dosyasıdır. Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir.
Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır. Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.
Beyrut’un kaderi bize şunu defalarca göstermiştir: Devlet zayıfladıkça cemaatler büyür; cemaatler büyüdükçe dış nüfuz kolaylaşır, dış nüfuz yerleştikçe milli egemenlik aşınır. Bu kısır döngü kırılmadığı sürece bir ülke sınırlarını korusa da istiklalini tam anlamıyla koruyamaz. Lübnan’ın başına gelen her hadise Türkiye’ye şu gerçeği yeniden hatırlatmaktadır: Devlet zayıflarsa coğrafya konuşur, softalık konuşur, mezhep konuşur, silah konuşur, yabancı başkentler konuşur. Devlet ayakta durursa millet nefes alır, sınırlar emniyet bulur, dış müdahale hevesi kırılır.”
Bahçeli muhalefeti de şu sözlerle eleştirdi:
“Okyanuslar kabarırken ufukta, onlar kendilerince ÖZGÜR bir halet-i ruhiye içinde sığ sularda çamurla oynamayı marifet saymaktadır. Buradan muhalefete açıkça seslenmek isterim: Türkiye’nin etrafında ateş çemberi daralırken hâlâ belediye kulisleriyle, kişisel ikbal hesaplarıyla, medya parıltısıyla, günübirlik polemiklerle oyalanan bir siyaset çizgisi, memlekete yük olur.
Devletin önüne proje koyamayan, milletin önüne ufuk koyamayan, bölgesel kırılma anlarında tarih şuuruyla davranamayan kifayetsiz ve muhteris kadroların, Türkiye’yi büyük fırtınalardan sağ salim çıkarma kabiliyeti bulunamaz. Gürültü çıkarmak kolaydır. Sosyal medyada parlamak kolaydır. Ham cümlelerle kalabalık toplamak kolaydır. Zor olan, devleti okumaktır. Zor olan, coğrafyanın ağırlığını taşımaktır. Zor olan, kriz anında soğukkanlı ve kurucu bir çizgi gösterebilmektir.”

