Louis Theroux, Erküre’nin Merkezine Yolculuk adında bir belgesel çekmiş. Şu sıralar Netflix’te yayında.
Ana akım medyanın, dijital dünyanın ünlü ve çok zengin, çok gözde, erkek dünyasında ve özellikle genç erkekler arasında rol model haline gelen influencer’larıyla (etkileşimci) görüşüyor belgeselinde. Bir ABD yapımı.
Bu influencer’ların milyonlarca takipçiye ve paraya ulaşmalarında ortak noktaları, sıkı şekilde kadın düşmanı olmaları.
Kadınları bir meta olarak görmeleri. Irkçı, şovenist, homofobik, antisemitist söylemleri.
Kimileri tek kadınla yaşıyor hatta çocuk da yapmışlar ama evli değiller. Kendileri için başka kadınlarla ilişki kurmak serbest, en doğal hakları gibi, bu nedenle çok eşliler. Kadınların görevinin bağlılık, ev işlerini yapmaları, çocuk bakmaları olduğunu savunuyorlar. Erküre, yerkürenin eril olduğuna atıfta bulunan bir kelime..
İngilizcesi ise menosfer. Bir tür erkek atmosferi. Dünya erkekler içindir demenin, kısa yolu.
Çocukluğunda anne baskısıyla veya baba şiddetiyle veya kaybıyla büyümüş bu influencer’lar. Tiktok’ta, Telegram’da ve onları zaman zaman yasaklayan sonra yine kapılarını açan youTube’da, her gün canlı yayınlar yaparak, yaptıkları yayından kesitleri (shots deniyor) hesaplarına yükleyerek, mecradan büyük miktarlarda paralar kazanıyorlar. Yatırım tavsiyeleri veriyor, pazarlama yapıyorlar.
Belgeselin yapımcı sunucusu, deneme mahiyetinde 500 dolar yatırıyor. Bakalım ne olacak diye.
Parası kısa sürede 160 küsura düşüyor. Yani bir aldatmaca da söz konusu. Bir uzmanlıkları yok aslında.
Komisyon alıp para basıyorlar durmadan.
Hepsi, son derece lüks arabalara biniyorlar, koruma ordusuyla dolaşıyorlar, havuzlu villalarda yaşıyorlar.
Evdeki sevgilisine ise neredeyse hizmetçi veya bir tür pet muamelesi yapıyorlar.
Kadınlar da bunu kabullenmiş veya para için seslerini çıkarmıyorlar. Onların paralarını önemsiyorlar.
Bizde böyle influencer’ların ortaya çıkması, savunulması, duyurulması eminim ki büyük tepki çekerdi ve toplumsal baskı sonucunda gözaltına alınır ve tutuklanırlardı. Ama ABD’de,
sadece arabalarıyla hız sınırını falan aşarlarsa ceza alıyorlar. kefalet ödeyip serbest kalıyorlar.
Ana akım medyaya bizdekinden başka nedenlerle güvenmeyen bu güruh, yine de belgesele konuşmayı ve kendilerini savunmayı, haklı çıkarmayı, hatta belgesel çekimini yapanları küçük düşürmeyi, kullanmayı iyi biliyor.
Yüzleri kızarmıyor. Erkek olmanın anlamını, tarihini baştan yazdıklarını, yarattıklarını düşünüyorlar.
İçerik üretirken para kazanmanın yolunu genç yaşta bulmuş, kaslarını göstererek baskın erkekliğini yansıtan kişiler bunlar.
MAGA’cılar doğal olarak. Trumpçı yani.
Mesela tacizci olduğunu ‘düşündükleri’ yaşlı bir adamı canlı yayında dövmekten sakınmıyorlar.
Takipçileri ise anında yazdıkları destek cümleleriyle veya sorularıyla bu kişilerin fütursuzluklarını körüklüyorlar.
Onları her yerde tanıyor, koyşup sarılıyor, fotoğraf çektirip, egolarını şişiriyor.
Komplo teorilerine de inanıyorlar. Düzene başkaldırı kılıfıyla kendi düzenlerini, erkek egemen hayatlarını kuruyor ve geliştiriyorlar.
Bir zamanlar, popüler olan bir cümle vardı hatırlarsınız. “Tehlikenin farkında mısınız?” diye.
İşte tehlike bulutları, men/osferden ABD’ye ve başka ülkelere böyle yayılıyor. Diğer her şey gibi..
Paranın gücü, nüfuzu, baskısı, ideolojileri çürütüyor. Akıl, vicdan, namus, görgü, eşitlik, kişilik hakları, bilgi ve benzeri her şey kenara itilirken, bencillik, gösteriş, hırs, ego, zorbalık, duyarsızlık, empati yoksunluğu, erkek egemen söylemler yaygınlaştırılıyor.
Sol ideolojilerin çarpıtıldığı, içinin boşaltıldığı, haklının haksızla karıştırıldığı aşure ortamında bunlar daha başlangıç.
Savaşların bir dizi, bir belgesel gibi anında izletildiği bir çağdan geçiyoruz.
Alıştırma, uyuşturma, benimsetme, beyin yıkama ortamı bu.
Kitlesel ölümler, bir rakamdan ibaretken kim takar şimdilerde erkek egemen söylemlerin tehlikesini. Böyle de düşünülebilir.
Yazar Oktay Akbal’ın sözüyle “Önce ekmekler bozuldu sonra her şey”. Nasıl olsa bu akımın bize gelmesine daha çok var.
Pompei’nin son günlerini şen şakrak yaşayalım. Kafamıza takmayalım. Görmezden gelelim. Duymayalım. Konuşmayalım. Yazmayalım.
Böyle de düşünenler var.
Ha, enseyi karartın ve akıl sağlığınızı yitirin demiyorum. Ama bilelim. Göstermek, haber ve bilgi vermek çünkü bizim işimiz.
Cahil kalmayalım sadece, yitirdiğimiz İlber Ortaylı’nın da sıkça vurguladığı gibi.
Akla ve bilime inanalım. Erkek-kadın eşitliğini, sosyal adaleti, ekonomik dengeyi,
hakkaniyeti savunmaya devam edelim.
Kadınları küçümseyen, ikinci sınıf gören, aşağılayan kaslı erkek taslaklarını ise nerde olurlarsa olsunlar, lanetleyelim.
Kadınlarımıza sesleniyorum!
Venüs’ten gelmek size uygun değil artık bu dünyada.
Mars’tan gelin.
Bu erkekleri doğuran, büyüten yetiştiren sizlersiniz.
Şunların ayarını en baştan yapın.
Gücünüzü gösterin,
aklınızla, örgütlenmelerinizle ve dayanışmanızla.
Women/osfer ülkemizden doğsun.

