Beşinci Cadde, Kış 1893
16 Mart 2026

Ben Sartre’nın ilk gün macerasını öğrendiğim günden itibaren Beşinci Cadde’nin çok eski ve yeni fotoğraflarına bakıyorum. Hele aynı bölgenin bir 100 yıl önce bir de bugün çekilmiş fotoğrafını bulabilirsem, bu hem çok öğretici olabiliyor hem de bana çok keyif veriyor.

Fotoğraflara bakma seanslarımdan bir tanesinde sanatçı ve büyük fotoğraf ustası Alfred Stieglitz’in (1864-1946) çekmiş olduğu fotoğrafı gördüm. Sanatçının “Beşinci Cadde Kış 1893” adını verdiği bu fotoğrafı gördüğüm an dondum kaldım. Büyüleyici geldi bana. Bir caddenin tarihini tek bir karede bu kadar iyi verebilen başka fotoğraflar var mı bilemiyorum. (Bu noktada Ara Güler’in İstiklal Caddesi fotoğraflarını büyük saygı ile anmak gerekiyor.)

Çekildiği tarihi hatırlarsanız, bu fotoğraf teknik açıdan da mükemmel bir çalışma. Fotoğrafa bakana yolda ilerlemeye çalışan arabacının hava koşullarından dolayı nasıl da zorlanmakta olduğunu bile hissettiriyor. Yerde kar üstündeki izler nedeniyle fotoğraf sanki canlıymış gibi duruyor. Stieglitz o günlerde tripod ile çalışmaktan tripod gerektirmeyen fotoğraf makinesiyle çalışmaya yeni geçmiş. Kolay taşınabilir makine ona şehirde dolaşma ve yeni konular bulma şansını vermiş. O da yeni oluşmakta olan şehri devamlı dolaşmaya başlamış. Anlayacağınız, bir anlamda sokak fotoğrafı ekolüne geçmiş. Sokak fotoğrafçılığı, elinde makine ile dolaşmakta olan fotoğrafçının sokakta önüne çıkan bir konuyu anında, spontane çekmesi olarak tanımlanabilir. Stieglitz’in de sokak fotoğrafı çalışması yaptığını söyledim ama bugün üzerinde durduğumuz fotoğrafı bu tür bir çalışmanın sonucu değil.

Bu kareyi bulabilmek için Beşinci Cadde ile 35’inci sokak köşesinde ağır bir kar fırtınası altında tam üç saat beklemiş sanatçı. Sonuçta hava durumu nedeniyle kendiliğinden oluşan bulanık görüntü fotoğrafa empresyonist resim kalitesi de vermiş. (Ara Güler’in karlı günlerde çekmiş olduğu İstiklal Caddesi fotoğraflarında da bu hava vardır.)

Stieglitz’in bir arkadaşı kötü koşullar nedeniyle iyi çıkmayan negatifleri görünce “At bu fotoğrafları, bir işe yaramaz,” demiş ama Stieglitz yine de laboratuvara girip filmleri yıkamış ve sonunda bu kareyi bulmuş. Stieglitz çok iyi bir sanatçı olmasının yanı sıra, aynı zamanda fotoğraf ile resim arasındaki diyalektik ilişki ve çelişkilere de çok kafa yormuş olan bir teorisyendi. 

***

Beşinci Cadde’de yoldan geçmekte olan at arabasının o muhteşem fotoğrafını çeken Alfred Stieglitz’in o gün Beşinci Cadde’nin o köşesinde bulunması tesadüf değildi. Stieglitz Avrupa’dan getirdiği makinesiyle sürekli New York sokaklarında dolaşıp fotoğraf çekiyordu, ama Beşinci Cadde’de diğer sokaklardan daha fazla bulunuyordu. Çünkü Stieglitz, o tarihlerde Amerika’da sanatın geleceğini belirleyecek galerisini o caddedeki bir adreste kurmakla meşguldü. Fotoğrafın resimle karşılaştırılması yapılmadan bağımsız bir sanat olarak kabul edilmesi gerektiğine inanan Stieglitz, bunun olabilmesi için sanatsever kamuoyunun galerilerde o günlerde Avrupa’da özellikle Paris’te “moderni” tanımlayan sanatçıların resimlerini görüp tanımaları gerektiğini, ayrıca fotoğraf sanatının bağımsız eserlerini görüp öğrenmeleri gerektiğini düşünüyordu. Çünkü ona göre, bu iki ayrı sanat dalının eserlerini ayrı ayrı görüp karşılaştırma yapmadan sağlam bir sanat vizyonu oluşturulabilmesi imkansızdı.

291 Beşinci Cadde adresindeki galeri devreye girmeden New Yorklu sanatseverler ve entelektüeller Avrupa’daki modern hareketin resimlerini ağırlıklı olarak sadece fotoğraflardan görüyorlardı. Stieglitz empresyonizmin ve daha sonra gelişen akımların resimlerini galerisinde yoğun bir şekilde sergilemeye başladı. Ayrıca fotoğrafı bağımsız bir sanat olarak yerleştirmeye uğraşan yeni sanatçıların fotoğrafları için sergiler de düzenledi. Örneğin Paul Strand gibi fotoğraf sanatında daha sonra çığır açmış isimleri de kamuoyuna o tanıttı. Stieglitz, insanların resim-fotoğraf ilişkisi tartışmasına daha bilgili girmeleri için galerisinde sergisini düzenlediği ressamların resimlerini ayrıca fotoğraf olarak da sergiledi. Bunun amacı, herkesin neyin farklı neyin benzer olduğunu daha net görebilmesini istemesiydi.

Bu galeri kısa sürede entelektüellerin ve sanatseverlerin buluşma yeri oldu. Bu buluşmalardan daha sonra sanat üzerine yazan ve düşünen birçok önemli insan da o ortamda yetişti. Stieglitz bir defasında şunu söylemişti: “Matisse ve Picasso gibi dev sanatçıların vizyonu fotoğraf karşıtı bir vizyondur. Bizler bu fotoğraf karşıtı vizyona sahip devlerin resimlerini tanıyıp göreceğiz ki, fotoğrafı da ayrı vizyonu olan bir sanat olarak nasıl tanımlayacağız, bunu bulabilelim.”,

Stieglitz, 1907 yılında basılan “Camera Works” adlı kitabında, “Herkes fotoğrafın anlamını daha iyi anlasın diye resimleri sergiledim,” diye yazmıştı. İkinci sergisinde Rodin’in çizgilerini Amerika ile tanıştıran galeri, 1909 ile 1917 arasında aktifti ve özetle bu galeri olmasaydı Amerika’da sanat vizyonunun sonradan olduğu gibi gelişebilmesi mümkün olmayacaktı. Sonraki dönemde Amerika’da resmin, fotoğraf sanatının gelişmesini ve hatta klasik müziğin ve cazın dahi gelişme yönünü bu önemli galerinin yarattığı ortamda tartışılan sanat vizyonu etkilemiştir.

ÇOK OKUNANLAR