Güçlü Takımlar Toplantı Odası Aramaz!
17 Mart 2026

Koca Rusya’yı tek toplantı odasıyla yönetiyorduk. Yanlış duymadınız. Tüm şirket için yapılmış sadece bir tane toplantı odası vardı. Her zaman hepimizin kapıları açıktı. İnsanlar birbirinin odasına girer, derdini çözer ve kalkardı. Toplantı daveti, ajanda, saatler süren sunumlar yoktu. Başka ülkelerde birlikte çalıştığınız arkadaşlarla dostluklar daha derin ve daha farklı oluyor. Rusya’da birlikte çalıştığım iki arkadaşımla dün telefonda bir danışmanlık işi için telefonda konuştuk.  Rusya yılları ve anıları iliklerime kadar işlemiş.  2001–2010 arasında kariyerimi değiştiren ve kırılma noktalarımın en başında gelen dönem Rusya yıllarıydı.

Neyi farklı yapmış ve orada bu kadar işe ‘nasıl girişmiştik’ diye sabah gözlerimi açtım. Köln’deyiz. Şehir dışında köylere ve doğaya gidip Ren Nehri kıyısında bol yağmurlu havalarda uzun yürüyüşler yapıyoruz. Hesapta kafa boşaltmak için kısa bir mola demişiz. Ama hâlâ gözüm market raflarına kayıyor; yeni ürünleri elime alıp içindekiler kısmına bakıyorum. Kafelerde görsellere gözüm takılıyor ve hangi ülkenin markası diye incelerken buluyorum kendimi.

Rusya yıllarını kafamdan geçirirken neleri farklı yapardık? listesi çıkardım. O dönemde birlikte çalıştığımız ya da expat çalışan arkadaşlar yazıyı okursanız, siz de atladığım maddelerinizi eklersiniz.  Belki birlikte ‘o yılların ruhunu’ yeniden hatırlarız. Benim ilk aklıma gelenleri aşağıda sıraladım.  Aşağıdaki maddelerin bir çoğunun ülke ve zaman bağımsız olduğuna bahse girerim:

1- Koca şirketin tek toplantı odası vardı.

Tüm Rusya’da sorumlu bir pazarlama ve satış şirketinin kullanacağı, yönetim kurulu amacıyla yapılmış tek bir odası vardı. Demek ki işin sırrı bitmeyen toplantılar değilmiş.

2- Herkesin odasının kapısı açıktı.

Bir dert bir mesele varsa, öğle tatili dâhil, derdimizi kiminle çözeceksek karşısına otururduk.  Başka arkadaşlara ihtiyaç varsa çağırır, çözer ve kalkardık.

3- Sanırım en önemli farkımız iyi bir takım olmamızdı.

Aslında toplama bir takımdık.  Daha önce birbiriyle tanışan ve çalışan çok az kişi vardı.  Ama amaç çok netti ve çoğumuz 30’larımızın başlarındaydık. Enerjimiz sonsuzdu.

4- Takımlarımızda kadın sayısı erkek sayısından daha fazlaydı.

Sadece pazarlamada ya da finansta değil; üretim, fabrika yönetimi gibi işler de kadınlardaydı.  Rusya’da çoğu iş için ‘erkek aday yok mu?’ diye sorardık.  Ve birlikte şahane bir çeşitlilikle çok iyi işler ürettik.

5- Her şehirden, her disiplinden çalışma arkadaşlarımız vardı.

Hem en güneyinden hem en doğusundan. En doğusu derken Vladivostok’tan bahsediyorum; uçakla 8 saat sürüyor.  O şehirde fabrikamız da vardı. Moskova ile zaman farkı 8 saatti. Biz Moskova’da yatmaya giderken onlar sabah uyanıp işe giderdi. Okyanus bilimleri mezunu da, uzay bilimleri mezunu da çalışma arkadaşımız vardı. Her biri değişik kafa.  Sadece işletme, ekonomi mezunları değildik.

6- İş dışında bir araya gelip birlikte eğlenen bir ekiptik.  İş dışında yemeğe çıkarken genel müdürümüz “Yemekte iş konuşmak yasak, konuşmak isteyen gelmesin” derdi.  Ne kadar doğru bir yaklaşım.  Hatta hafta sonları ailelerimizle birlikte minibüslerle pikniğe gider, maç yapar, mangal yakardık.  Güzel insan, malt müdürümüz Ümit tüm hazırlıkları akşamdan yapar ve bize ziyafet çekerdi. Para verilerek yapılan takım buluşmaları yerine minibüsün ağaçların arasında sıkışması sonucunda birlikte ağaç keser ve yolu açardık.

7- İş önceliklerimiz çok netti.

Her birimiz farklı departmanları yönetsek de şirket önceliği en tepedeydi.  Kendimize iş çıkarsak da öncelik olan iş hep beraber çözülürdü.  Senin işin, benim işim yoktu.  Çok net iş tanımlarımız da yoktu. Hepimiz cömetçe girişirdik.

8- Heyecan boldu.

Her gün yeni bir sorun ya da fırsat çıkardı. İkisi de el birliğiyle ve güzel bir planla çözülürdü. Vergi konusunda ya da yasal uygulamalara uyum konusunda engeller hepimizin derdiydi.  Yeni ürün çıkarma veya ek kapasite artırma işi de pazarlamanın ya da tekniğin değil, takımın derdi olurdu.

9- Kendi içimizde her konuda fikirlerimizi söyler, kavgamızı verirdik.

 Ama ortak bir karar alınınca dışarıya tek yumruk olurduk. Özellikle merkezden gelen ve ülke gerçeği düşünülmeyen fikir ve projelere baraj kurardık. Zaman en önemli kaynağımızdı.

10- İşin uzmanı olan arkadaşa güvenir, her koşulda destek olurduk.

Hız ve çeviklik en önemli özelliğimizdi.  Sanırım bu sayede birbirimize güven ve sevgi duyduk. Hata yapanın yanında olduk.

Hepimizin hata yapacağını bilirdik ve yapardık da.  Başka türlü öğrenemezdik.

11- Eğlenmeyi severdik.

Özellikle iyi sonuç aldığımız işlerden sonra aynı gece kendimizi Hırvat balıkçısında bulurduk. Sosyal buluşmalar ayda 1–2 kez olurdu. Hem de oldukça spontan şekilde.

12- İşte yukarıdaki farklılıklardan beslenen, birlikte yiyip içen ve çok çalışan bu ekiptik.

Ne patrona, ne yönetim kuruluna ne de bakana; veremeyecek cevabımız ve hesabımız olamazdı. Özgüvenimiz o yaşta çok yüksekti.  Dev gibi bir ülkede çok hızlı büyüyen bir sektörde, kendi ülkemizde on yılda yapacağımız işi iki yılda yapıyorduk. Her ay ekibe yeni insanlar katmak, her yıl kapasite artırmak, her üç yılda bir fabrika satın almak. Öğrenmek ve hatırlamak için güzel hikâyeler. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum. Bizim sırrımız toplantılar değildi. Sistemler de değildi. Birbirine güvenen bir takımdık. Birlikte düşünen, birlikte hareket eden. Belki de en büyük fark buydu. Çünkü bugün şirketler daha çok toplantı yapıyor… ama bazen daha az takım oluyor.

O yüzden karşınıza böyle fırsatlar çıkarsa kaçırmayın. Denemeden, sormadan, gidip görmeden “hayır” demeyin. Ben ilk Rusya teklifine konforumu bozmak istemediğim için hayır demiştim.

İyi ki CEO’muz Muhtar Kent ısrar etmiş ve “Git, gör, sonra karar ver” demiş.

Gittim.
Gördüm.
Değiştim.

ÇOK OKUNANLAR