İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere 107’si tutuklu 407 sanıklı İBB Davasında mahkeme tutukluluk incelemesi yapmadan bayram tatiline çıktı. İstanbul 40i Ağır5 Ceza Mahkemesinde görülen davada dünkü duruşmada bayram öncesi olması nedeniyle tutuklşuyluk incelemesi yapılması ve bazı sanıkların tahliye edilmesi ümidi vardı. Ama mahkeme savunmaların tamamlanmadığı gerekçesiyle bu incelemeyi yapmadan duruşmayı 23 Mart’a, yani bayram sonrasına erteledi.
Dünkü duruşmada Ekrem İmamoğlu mahkeme başkanından söz istedi ve konuştu. İmamoğlu, şunları söyledi:
* Sayın mahkeme Ramazan Bayramı arifesinde bulunduğumuz bu süreçte, adaletin tecellisi ve toplumsal güvenin yeniden inşası adına bu yargılamanın büyük bir önem taşıdığı açıktır. Türkiye’de ciddi şekilde zedelenmiş olan adalete olan güvenin, bu mahkeme vesilesiyle yeniden güçlenmesi en büyük temennimizdir.
* Tutukluların aileleriyle görüşmelerine getirilen ‘tek kişi’ sınırlaması açık bir mağduriyet yaratmaktadır. Zaten son derece sınırlı olan iletişim imkânlarının bu şekilde daraltılması, hem tutuklular hem de aileleri açısından ciddi bir psikolojik yük oluşturmaktadır.
* 107 tutuklunun yalnızca üç avukatla sınırlandırılması, savunma hakkının etkin kullanımını açıkça zedelemektedir. Zaten sınırlı olan görüş günleriyle birlikte değerlendirildiğinde bu uygulama, savunma hakkını fiilen daraltan bir nitelik taşımaktadır.
* Bu dava artık yalnızca Türkiye’nin değil, uluslararası kamuoyunun da yakından takip ettiği bir yargılamadır. Bu nedenle şeffaflık ve erişilebilirlik ilkeleri her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.
* Baroların, meslektaşlarımızın ve sivil gözlemcilerin duruşmayı takip etmesine yönelik kısıtlamalar, yargılamanın açıklığı ilkesine zarar vermektedir. Bu ilkenin korunması, adil yargılanmanın temel unsurlarındandır.
* Medya mensuplarının duruşmayı uzak ve yetersiz koşullarda takip etmek zorunda bırakılması, hem kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini engellemekte hem de mahkemenin itibarı üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır.
* İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticilerinin ve ilgili kamu görevlilerinin duruşmayı takip etmelerinin engellenmesi, yargılamanın doğrudan muhataplarının süreçten dışlanması anlamına gelmektedir. Oysa burada ele alınan konular, doğrudan kamu yönetimini ilgilendirmektedir.
* Yargılanan kişilerin suç örgütü üyeleri gibi gösterilmesi gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Bu kişiler, geçmişleri ve mesleki konumları itibarıyla toplumda saygınlığı olan bireylerdir.
* İddianamede siyasi bir partinin doğrudan hedef alınması ve bu çerçevede değerlendirmeler yapılması, yargılamanın tarafsızlığı konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
* Tüm bu süreçte en temel hassasiyetimiz; güvenlik güçleriyle herhangi bir gerilim yaşanmaması ve dışarıda en küçük bir olumsuzluğa dahi sebebiyet verilmemesidir.
* Sayın mahkeme, bugün gelinen noktada yalnızca bireyler değil; siyasi partiler, kamu kurumları ve toplumun farklı kesimleri sorumluluk almaya hazırdır. Bu, meselenin ne kadar geniş bir toplumsal karşılığı olduğunu açıkça göstermektedir.
‘Bayram hassasiyetiyle karar alın’
* Ramazan Bayramı arifesinde bulunduğumuz bu süreçte, vereceğiniz kararların yalnızca hukuki değil, vicdani bir karşılığı da olacaktır. Bu nedenle alınacak kararların bir ‘bayram hassasiyeti’yle değerlendirilmesini özellikle rica ediyorum.
* Uygulanan kısıtlamaların ne mahkemenize ne heyetinize ne de yargılanan kişilere herhangi bir katkısı bulunmamaktadır. Aksine, bu uygulamalar adil yargılanma ilkesini zedelemekte ve süreci daha da ağırlaştırmaktadır.
* Müzakere kapısının açık tutulması, ne mahkemenin otoritesine zarar verir ne de saygınlığını azaltır. Aksine, şeffaf ve açık bir iletişim ortamı, yargılamanın kalitesini ve toplum nezdindeki güvenilirliğini artırır. Bu süreçte alınacak kararlar yalnızca bugünü değil, geleceği de etkileyecektir. Tarihte bazı anlar vardır ki, alınan cesur kararlarla hatırlanır. Bu dava da böyle bir dönüm noktası olma potansiyeline sahiptir.
* Bu dava sıradan bir dava değildir. Hem ekonomik hem toplumsal etkileri itibarıyla son derece büyük sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Bu nedenle mahkemenizin sorumluluğu da aynı ölçüde büyüktür.
* Bayram öncesinde verilecek adil ve vicdani kararlar, toplumda derin bir karşılık bulacaktır. Tutuksuz yargılama gibi bir adım, yalnızca bireyler açısından değil, hukuk devleti ilkesinin güçlenmesi açısından da tarihi bir dönüm noktası olabilir.
* Bu süreçte atılacak adımların kazananı, yalnızca bireyler değil; yüce Türk yargısı olacaktır. Dileğimiz, daha adil, daha şeffaf ve daha vicdani bir yargılama sürecinin tesis edilmesidir. Söz verdiğiniz için teşekkür ederim.
Murat Or’un savunması
* Sayın hakim iddianamedeki ifadelerimi okudum ancak orada benim söylemediğim veya yanlış anlaşılan noktalar var. Bunları düzeltmek istiyorum. İddianamede “Gözümle gördüm” dediğim yazılmış. Ben (Ağaç A.Ş. Genel Müdürü) Ali Sukas’ın para aldığını kesinlikle gözümle görmedim. Ben savcıya “Böyle olduğu düşünülebilir” diyerek bir ihtimalden bahsettim. Ama tutanağa “Böyle olduğunu düşünmekteyim” diye, sanki ben eminmişim gibi yazılmış.
* Tanık beyanlarının özellikle cezaevinde bulunan kişilerin kendi durumlarını lehlerine çevirmek amacıyla verilmiş olabileceği göz ardı edilmemelidir. Bu tür beyanların objektifliği ciddi şekilde tartışmalıdır. Gizli tanık ifadeleri sürecin başlamasından sonra ortaya çıkmıştır. Bu durum beyanların doğal bir akışın sonucu değil, sürece göre şekillendirilmiş olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir.
* İddianamede geçen HTS kayıtları suçun delili olamaz. Çalıştığımız alan 300 metre çapında, üç ayrı binanın olduğu bir yerdir. Bu şahıslar zaten iş gereği kuruma gelip giden, kapıdaki güvenlikten geçerek içeri giren kişilerdir. Benimle veya başkasıyla görüşmeye gelmeleri hayatın olağan akışına uygundur. 300 metrelik bir alanda sinyal verilmesi, doğrudan bir suçun işlendiği anlamına gelmez.
‘Adem Yavuz, işleri yürümediği için bu iftiraları atmaktadır’
* Bu şahsın (Adem Yavuz’un) ifadeleri tamamen kurgudur ve kendi içinde çökmektedir. İddianamedeki tarihlerle (2022-2023-2024) şahsın “Ertesi gün götürdüm” dediği tarihler birbirini tutmuyor. Parayı çektiği tarihle, kuruma geldiği tarih arasında uçurumlar var. Bu şahıs kurumdaki işleri yürümediği için veya şahsi bir kindarlıkla bu iftiraları atmaktadır.
* Sonuç olarak ben görevimi yapan bir insanım. Bu dosyada adı geçen yapı veya şahıslarla hiçbir organik bağım, talimat ilişkim yoktur. Aylardır evlatlarımdan uzağım. Adaletinize güveniyor, tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum.
Ali Sukas’ın savunması
Ardından duruşmaya öğlen arası verildi. Sonrasında Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas savunmasına başladı
* Ben Ali Sukas, Rizeliyim. Uzun yıllar boyunca hem kamu hem özel sektörde görev yaptım. Ancak kamuoyunda daha çok, içinde bulunmaktan gurur duyduğum siyasi kimliğimle tanındım.
* Siyasi hayatım boyunca, Milliyetçi Hareket Partisi bünyesinde çeşitli görevler üstlendim; belediye başkan adaylıkları ve milletvekili adaylıklarıyla inandığım davanın peşinden gittim. Hayatımın en büyük onurlarından biri ise gençlik yıllarımda Alparslan Türkeş’in yakınında bulunmaktır.
* Bu bilgileri paylaşmamın amacı siyasi bir anlatı kurmak değil; dünya görüşümün ve savunmamın temelini daha iyi anlatabilmektir. Benim için devlet; örf, din, dil ya da coğrafyadan öte, bugün ‘hukuk’ dediğimiz sistemle ayakta duran bir yapıdır.
* Devletin varlığını sürdürebilmesinin yegâne şartı, hukuktan aldığı meşruiyettir. Bu nedenle devlet; yetkilerini ve gücünü, hukuk dışı hiçbir yapıyla paylaşamaz. Böyle bir yapının varlığı kabul edilemez.
* Hayatım boyunca devlete bağlılık, helal-haram hassasiyeti ve hesap verme bilinciyle yaşadım. Bu nedenle yöneltilen suçlamalarla yargılanmak benim için özgürlüğümün kısıtlanmasından daha ağır bir durumdur.
* İddianamede 4734 sayılı kanunun üçüncü maddesi kapsamında yapılan alımlar suçlama konusu yapılmaktadır. Oysa bu yöntem birçok durumda bir tercih değil, zorunluluktur.
‘Yeni dahil olan firma sayısı oldukça sınırlı’
* Söz konusu alımlar; mevzuata uygun şekilde, işin aciliyeti ve niteliği gereği istisna ve doğrudan temin yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Bu uygulama yalnızca bizim dönemimize özgü değildir; önceki yıllarda da aynı şekilde uygulanmıştır. İddia edildiği gibi belirli firmaların seçilmesi veya usulsüzlük yapılması söz konusu değildir. Aksine, alım süreçlerinde piyasa araştırması yapılmış, farklı firmalardan teklifler alınmış ve fiyat-kalite dengesi gözetilmiştir.
* Ayrıca tüm süreçler denetime açık şekilde yürütülmüştür.
* Tarafımdan talep edilen yüzlerce dosya eksiksiz olarak ilgili makamlara sunulmuş, sonrasında ise yaklaşık 1200 dosya incelenmiştir. Buna rağmen herhangi bir hukuka aykırılık tespit edilmemiştir. İddianamede adı geçen firmaların büyük çoğunluğu, benim dönemimden önce de kurumla çalışan firmalardır. Yeni dahil olan firma sayısı oldukça sınırlıdır.
* 2025 itibarıyla 251 aktif tedarikçinin yüzde 86’sının 2019 öncesine dayanması, sistemin sürekliliğini ve keyfi bir seçim yapılmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
* İddianamenin iki temel dayanağı bulunmaktadır: Gizli tanık Gürgen ve etkin pişmanlıktan yararlanan Ümit Polat. Gizli tanığın beyanlarını incelediğimde, kurumun iç işleyişine dair gerçeklikle bağdaşmayan bir tablo çizildiğini görüyorum. Hiçbir yöneticinin tek başına bu kadar kapsamlı ve detaylı bilgiye sahip olması mümkün değildir. İfadelerde yer alan bazı isimlerin doğru olması, anlatılanların doğru olduğu anlamına gelmez. Ayrıca bu süreç, yalnızca iddianameyle başlamamıştır.
* Süreç, iddianameden önce medya üzerinden başlatılmıştır. Tesadüf mü? Daha öncesinde sosyal medya, bazı basın organları ve televizyon programları aracılığıyla yoğun bir algı çalışması yürütülmüştür. Ailemiz ve özel hayatımız dahi hedef alınmıştır.
* Dikkat çekici bir diğer husus ise şudur: Gizli tanık ifadesinden önce, aynı içerikte haberler basında yer almıştır. Bu durum, iddiaların önceden kurgulanmış olabileceğini düşündürmektedir. İddia, sayıların kendisiyle çürümektedir. İddialar; ne teknik olarak ne de mantıksal olarak gerçeği yansıtmaktadır.
* Çıkan haberlere baktığımızda haber metinleriyle, gizli tanık Gürgen’in beyanları arasında dikkat çekici bir paralellik bulunmaktadır. Aynı şekilde, etkin pişmanlıktan yararlanan Ümit Polat’ın ifadelerinde de benzer anlatımlar yer almaktadır. Hatta bazı bölümlerde rakamlar ve ifadeler birebir örtüşmektedir.
* Ağaç AŞ’deki ithal torf alımı ihalesine ilişkin kamuoyuna ve dosyaya yansıyan iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Öncelikle belirtilmelidir ki iddia edildiği gibi ihale bedeli 54 milyon lira değildir. Gerçek ihale bedeli 52 milyon 740 bin liradır. Buna rağmen, çeşitli haber ve beyanlarda bu rakam bilinçli şekilde 54 milyon lira olarak gösterilmektedir.
* Daha da önemlisi, aynı gün gerçekleştirilen ve yaklaşık 22 milyon lira tutarındaki ikinci ihale tamamen yok sayılmaktadır. Oysa her iki ihale birlikte değerlendirildiğinde toplam iş hacmi 74 milyon 740 bin liraya ulaşmaktadır. Ancak anlatımlar yalnızca tek bir ihale üzerinden kurgulanmakta, bu da olayın bütünlüğünü bozmakta ve gerçeği çarpıtmaktadır.
‘Para girişi iddiasıyla, ihale arasında 12 gün fark var’
* Savcılık tarafından rüşvet olarak gösterilmeye çalışılan para hareketlerinin tarihleri de iddialarla çelişmektedir. Dosyada özellikle vurgulanan banka hareketi 13 Haziran 2024 tarihlidir. Ancak ihale tarihi 25 Haziran 2024’tür. Yani söz konusu ödeme, henüz yapılmamış ve sonucu belli olmayan bir ihaleden 12 gün önce gerçekleşmiştir. Bu, ortada henüz gerçekleşmemiş bir ihale için rüşvet ödendiği iddia edilmektedir ki bu hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır.
* Savcılık, bir firmaya yapılan ödeme ve hemen ardından hesaptan para çekilmesini yan yana koyarak bir rüşvet ilişkisi kurmaya çalışmaktadır. Oysa ticari hayatta bu son derece normal bir durumdur. Firmalar kendilerine yapılan ödemeleri ticari faaliyetleri kapsamında kullanır, bu durum tek başına suç isnadı için yeterli değildir.
* Ayrıca, iddialarda seçim finansmanına ilişkin ifadeler de yer almaktadır. Ancak seçim tarihi 31 Mart 2024’tür. Buna rağmen, seçimden aylar sonra seçim için para istendiği ileri sürülmektedir. Bu iddia hem mantık hem de zamanlama açısından tutarsızdır.
* İhale bedelleri yanlış ve eksik aktarılmaktadır, aynı gün yapılan ikinci ihale bilinçli şekilde gizlenmektedir, teknik veriler iddialarla örtüşmemektedir, para hareketlerinin tarihleri iddiaları çürütmektedir, banka işlemleri olağan ticari faaliyet kapsamındadır.
* Tüm bu nedenlerle ileri sürülen iddialar somut delillerle desteklenmeyen, çelişkili ve gerçeği yansıtmayan bir kurguya dayanmaktadır.
‘İmamoğlu’na ulaşacak bir hat kurmak istenmekte’
* Ümit Polat’ın beyanları mevcuttur. İddianın benimle bir ilgisi olmadığı gibi hiçbir gerçekliği de yoktur. Genel müdür olduğum süre boyunca tüm satın almalar mevzuata uygun şekilde yapılmış olup tüm işlemlerimiz; Sayıştay denetiminden, mülkiye müfettişi ve ticaret müfettişliği denetiminden, ayrıca İBB’nin iç denetiminden geçmiştir.
* Biz gerek tüm satın almalarımızı gerekse para çıkışlarımızı sistem içerisinde raporlayan kurumsal bir işleyişe sahibiz. Bu raporlar sadece bende kalmıyor; İBB İştirakler Müdürlüğü üzerinden mali işlere veya ilgili birimlere de sunulmaktadır.
* Bu dosyanın kurgusunda eylemleri sayın (Ekrem) İmamoğlu’na bağlamak için inşa edilen yol; ben, Ertan Yıldız ve Fatih Keleş üzerinden geçmektedir. Önce benim ismimden Ertan Yıldız ve Fatih Keleş’e bağlanarak, oradan da sayın Ekrem İmamoğlu’na ulaşacak bir hat kurmak istenmektedir.
* Bu sebeple beni konuşturma eylemlerinde de aynı yöntem uygulanmakta, isimler konsolide edilmektedir. Ümit’in önüne bir isim konuyor, o da Fatih Keleş. Fatih Keleş’in iştiraklerle bir alakası yok, o anlamda hiçbir rolü yok. Bizim de beş buçuk yıllık süreçte belki dört, beş temasımız olmuştur; belki toplantılarda karşılaşmışızdır.
Dünkü duruşmada Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas 69 sayfalık savunmasının 45 sayfalık kısmını tamamladı. Savunmanın kalan kısmı bayramdan sonra görülecek duruşmada devam edecek.
