Geciktirilmiş Huzursuzluk
21 Mart 2026

Kapıyı kapatırsın.

Ses kesilir. Hareket durur.

Ve sen buna “terbiye” dersin.

İçeride bir İran kedisi vardır.

Mizacı sakin.

İç dünyası sessiz görünümlü.

Tam da bu yüzden yanılırsın.

Çünkü kedi, köpek değildir.

İtaat etmez; mesafe kurar.

Sahibine değil, mekâna evine, bahçesine, toprağına bağlanır.

Sevgiyle gelir, zorla kalmaz.

İran kedisi diğer kedilerden de farklıdır.

Başına buyrukluğu daha yoğun, kendi sınırları daha net, varoluşu daha kırılgandır.

Şiddetle varlık sınırına gidildiğinde, kendini koruma refleksiyle gözünü kapatır, tetikte duruşa geçer, hiçbir şeyi görmez, hiçbir temasa izin vermez.

Bir bakışı yoktur artık; yalnızca korunacak içsel bir sınır ve onun için direniş vardır.

Onu kapattığında bir davranışı değiştirmezsin; yalnızca dünyasını daraltırsın.

Daralan her dünya, içeride kendi gerilimini üretir.

Kapalı oda öğretmez; saklar.

Düzeltmez; erteler.

Görülmeyen birikir.

Bastırılan düğümlenir.

Kapı açıldığında geri dönen şey kedi değil, tırnaklarını çıkarmış, tanımadığın bir ‘mesafedir’.

O kararlı duruş, bahçesine girmiş, ona saldırmaya hazırlanan bir yabancı köpeği de beklemediği bir tepki olarak oraya çakılmışcasına yerinde kımıltısız durdurur.

Çünkü başına buyrukluk ve kırılgan varoluş bir kusur değil, İran kedisinin ontolojisidir.

O kişilikte hiçbir varlık, kapalı odada terbiye edilmez; ne kadar bastırılırsa bastırılsın, kendini korumak için gözünü kapatır, sınırlarını görünmez kılar ve huzursuzluğunu geciktirir.

Kapalı odada terbiye edilen bir kedi yoktur.

Yalnızca geciktirilmiş, nasıl ve ne zaman sona ereceği belirsiz bir huzursuzluk vardır.

ÇOK OKUNANLAR