Tesadüfe bak, dün öykü dedim, bugün de Dünya Şiir Günü
21 Mart 2026

Bir söyleşisinde “Şiirle hayat, yan yana duran iki çıngırak! Hangisine dokunsam öteki ses verir,” diyen şair Leyla Şahin, Türkiye Yazarlar Sendikası’nın bu yılki Dünya Şiir Günü Bildirisi’ni yazdı. Derin ve geniş ve mavi bir kanat: 

Şiirin büyük saati durmaz, işler hep başlıklı yazısında, özetle insanlığın yazılı tarihine değin ilk kayıtları şiirin tuttuğunu, ama şiiri bir tarihi bir misyonla  sınırlamak istemediğini, ona bir görev yüklemediğini, şiirin bunu reddedeceğini söylüyor. 

O, şiirin ülkemizde ve dünyada yaşanan koyu, ağır karanlıkta bir biçimde yitirilmek istenenleri şiir görür diyor. 

Bildiriden bir paragrafı da paylaşayım bu arada : “…Şiirin kendisi bir devrimdir zaten. Mevcut olanın ve dilin sınırlarını zorlarken. Kaldı ki yaşadığı / var olduğu yere doğrudur çünkü kalbi. 

Şiirde mavi bir şarkı vardır hep. 

Şiirde turna kanadı vardır hep.
Şiirde bir yeraltı ırmağı vardır hep:
akar akar, akar akar…
buğdaylar başaklanıncaya dek.*

Her şair farklı bildirilere imza atabilir, atmıştır da. Ben yazsam neler yazardım acaba demeden, günün anlam ve önemine gelelim. 

21 Mart, 1999 yıllında Unesco tarafından, şiirsel ifade yoluyla dilsel çeşitliliği desteklemek ve tehlike altındaki dillerin duyulma fırsatını artırmak amacıyla ilan edilmiş. Amacı, şiirin dünya çapında okunmasını, yazılmasını, yayınlanmasını, öğretilmesini teşvik etmek, ulusal, bölgesel ve uluslararası şiir hareketlerine tanınma ve ivme kazandırmak. 

Peki bu amaca ulaşabilmiş mi? 

Biraz acımasızca olacak ama, hayır! Yayınevlerinin yayımladığı şiir kitapları, bugün raflara bile girmeyebiliyor.

Çoğu doğru düzgün dağıtılmadan, geri dönüşüme yollanmak üzere depolarda bekliyor.

Şair şairi okumuyor. Başkası ne yapsın? 

Hatta bunca edebiyat fakültesi öğrencisi arasında belki yüzlerce kişiden biri düzenli olarak şiir kitabı alıp okumuştur. 

Günümüz şiiri bilinmediği gibi Leyla Şahin’in değindiği eski çağ şairlerinin şiirleri, yapıtları da bilinmiyordur.

Geçenlerde whatsapp gruplarımdan birinde, bir arkadaşım sasla bir  bayram şiiri yollamış. Şiir, Can Yücel imzası taşıyor.

Can Yücel sağ olup da görseydi, kahrından ölürdü tekrar, ölmese küfreder veya mezarında ters dönerdi.

Yani Can Yücel’in mizacıyla ve şiiriyle hiç uyuşmayan, basit, romantik sözler alt alta getirilmiş ve sırf okunması için adı kullanılmıştı. 

Şimdi okumuş-yazmış kitle bunu yutuyorsa, başka imzalar atarak, kim bilir ne cümleler yazılabilir. Masum ama kültür ve sanatı yok edecek cümleler.

Çünkü sanat sıradanlaştırılırsa  ‘ne var ki bunu ben de yazarım” boyutuna gelir her şey.

Kenan Evren’in Picasso’nun yaptığı bir resme bakıp  “ne var ki, böyle resim ben de yaparım” diyerek cuntacı başılıktan ressamcı dedeye dönüşümüne uğraması gibi. Biz yutmayız ama yutanlar olur.

Şair veya yazar, yaşamı boyunca gözlemle ve çok okuyarak, gezerek, birikim kazanır.

Beslendiği kültür mutfağı, beyninden çıkanları da belirler doğal olarak.

Onları şefler olarak görürsek, okurlarını da gurmeler olarak görebiliriz.

İyi şair ve yazarlar, iyi okurlar yetiştirirler yani. Hayata, insanlara, olaylara düzgün bakan, vicdanlı, karakterli, adil, iyilik sever, fedakâr, sevecen kahramanlar onların arasından çıkar sonra.

İyiler ve kötüler savaşında griler de vardır kuşkusuz.

Ama “ben şiir okumam, en son şiiri lisede okumuştum” diyen insanlardan köşe bucak kaçarım.

Bu anlamda da yanıldığımı görmedim. Siz de kaçın…

ABD’li (Brooklyn) protest kadın şairlerden Aracelis Girmay’ın Black Maria adlı kitabından (2016) Seni Seviyorum adlı uzun şiirinin son bölümüyle bu güne ve Leyla Şahin’in bildirisine katkıda bulanayım şimdi ben de.

Bir şair kimliğiyle bu kez.

“… 

“Siktir git” nasıl bir aşk şarkısına dönüşüyor?

Seni seviyorum, pankartları taşıyan, öğle yemeklerini hazırlayan, yüzüne yağmurun vurduğu sen.

Sizler kıyıların ve sahillerin kenarlarında, sessizliğin odalarında, bağırış çağırışların odalarında, 

havaalanı terminalinde, otobüs terminalinde “Hayır!” diye bağırırken 

ve her birimiz hayatlarımızın muhteşem olasılıksızlığından dışarı bakarken,

kendimizi burada buluyoruz, birbirimizin şefkatine tanık oluyoruz; 

bu şefkat, bu an, öfke, hiddet, bu an, şu anlama gelen başka bir ifade: 

Sevdiğim sensin, sevdiğim sensin, sen ve sen, sevdiğim sensin.

Sizi seviyorum, iyi bayramlar.

ÇOK OKUNANLAR