Dünyada, ikisi de burnumuzun dibinde iki savaş devam ediyor.
Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılını geçen ay tamamladı, beşinci yılında. ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı saldırılar ise bu cumartesi dördüncü haftasını tamamlayacak.
İki savaş birbirine çok benziyor.
Rusya, Ukrayna’yı işgal etme, karadan tankları, topları ve piyadesiyle toprak ele geçirme fikrinden vazgeçeli çok oluyor. Onun yerine uzunca bir zamandan beri havadan füze ve dronlarla Ukrayna’nın savaşma, direnme iradesi kırılmaya çalışılıyor.
ABD ve İsrail ise başından beri füzeler, uçaklar ve dronlarla İran’ın savaşma iradesini ve savaşma gücünü yok etmeye çalışıyor. İran direniyor, Ukrayna’dan farklı olarak misilleme saldırıları düzenliyor. Daha dün Tel Aviv’e yine füze düştü; Körfez ülkelerine saldırılar devam etti.
Rusya, Ukrayna’yı ABD’nin yardımıyla teslim almak istiyor.
ABD ve İsrail, İran’ı teslim olmaya zorluyor.
Rusya, Ukrayna’da rejim değişsin, kendisine “dost” hatta “diz çöken” bir yönetim iktidara gelsin istiyor. Ukrayna halkı ise bağımsızlıklarını kazandıkları 1990’dan beri Rusya’ya değil Batı Avrupa’ya yanaşmak arzusunu sergiliyor.
ABD ve İsrail, İran’da dünya sistemini tehdit etmeyen, komşularını tehdit etmeyen, savaş aramayan bir rejim istiyor. Büyük olasılıkla İran halkı da bunu istiyor ama rejimi elinde tutan grup tam tersi eğilimde.
Nasıl Rusya-Ukrayna savaşı Ukrayna halkı fikir değiştirmeden bitmez, bitemezse, ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş da, İran yönetimi İran halkının isteği olduğu düşünülen şeyi, yani dünyayla bütünleşmeyi kabul etmeden bitmez, bitemez.
Hele bu son savaşla iyice görüldü ki, İran artık sadece Ortadoğu’yu ilgilendiren bölgesel bir mesele değil. Bütün dünyayı ilgilendiriyor; çünkü savaş bütün dünya ekonomisini yerinden oynattı.
Durumu düzeltme sorumluluğu elbette savaşı başlatanlara, yani ABD ve İsrail’e ait. Dünyayı, dünya ekonomisini eski haline getirmek onların görevi; çünkü onlar bozdular düzeni.
Ama öte yandan, Hürmüz Boğazını kapatarak bütün dünyayı tehdit edebildiğini gösteren İran’ın eskisi gibi kalmasına da ne ABD izin verir ne dünyanın geri kalanı.
Şimdilik sorun yaşamadığını düşünen Çin bile uzun dönemde Hürmüz’ün bu kadar kolay kapanabilmesine ve dünya ekonomik düzeninin bu kadar kolayca rayından çıkartılmasına rıza göstermeyecektir.
Tedarik zincirlerinin belki en önemli halkası, bu kadar kolay kimseye teslim edilmez.
Dolayısıyla, Hürmüz Boğazı’nı savaştan sonra kimin yöneteceği ve dünyaya bu ticaret yolunun açık kalacağı garantisini kimin veya kimlerin vereceği konusu en önemli konu.
Ve elbette bölge ülkeleri ve dünya, Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemini küçültmek için elinden geleni yapacak.
Burada İran’ın yanısıra en büyük kaybedenler Körfez ülkeleri.
Irak örneğin, büyük olasılıkla Türkiye ile oturup Kerkük-Yumurtalık boru hattını uzatmayı, Basra’ya da bağlamayı ve kapasitesini arttırmayı konuşacak.
Ama Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar ne yapacak, nasıl bir alternatif bulacak belli değil.
Suudi Arabistan’ın coğrafi avantajı var, onlar da yeni liman ve boru hattı yatırımları yapacak, zaman içinde Hürmüz bağımlılığını azaltmaya çalışacaklar.
Yemen, Kızıldeniz’in girişini tehdit eder olmaktan çıkarılacak önümüzdeki dönemde. Dünya ikinci bir Hürmüz Krizi yaşamak istemeyecek.
Ama bunlar geleceğin işleri. Bir de bugünün işleri var:
İran, Hürmüz Boğazını kapatarak uzun dönemde kendisini çok zor durumda bırakacak bir Pandora’nın Kutusu’nu açtı, bunun bedelini ister istemez ödeyecek.
ABD ve İsrail’in başlattığı bu savaş ne kadar haksız, hukuksuz ve ahlaksız bir savaş olursa olsun, dünyanın gözü şu anda bu adaletsizlikleri değil, ekonomik istikrarı görüyor sadece.
O yüzden, İran’ın 28 Şubat saldırıları öncesindeki gibi saldırgan ve ideolojik şekilde yönetilmeye devam edeceğini düşünenler yanılıyor; buna dünyanın geri kalanı izin vermeyecek.
Hani çok kolayda ağzımızdan çıkıveren bir klişe var ya, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyen.
Bu sefer bu sözü gerçekten söyleyebiliriz.

