Nietzsche 2: Fritz Okulda
26 Mart 2026

Naumburg, 3. Mart 1851

Sevgili annem,

Seninle sohbet etmek istiyorum ama senin yanında olmadığım için bir mektupçuk yazıyorum sana. Elmalı turtaya çok sevindim, teşekkür ediyorum bunun için.

Devamlı seni ve Elisabeth’i düşünüyorum, fakat artık yazmağa devam edemeyeceğim, çünkü yorgunum.

Senin sadık oğlun

Fritz Nietzsche.

Fritz artık  b ü y ü m ü ş t ü  ve imzasını atarken soyadını da kullanıyordu. Ama hasret duygusu pek değişmez, bu duyguya kız kardeşini özlemek de eklenir hatta. Hep birlikte babaannenin evinde kalıyorlardı ama çekirdek ailesinden en önemli iki figür zaman zaman Fritz’i bırakarak bir yerlere gidiyordu. Bu mektup belli ki gece yazılmış. Ne yazacağını düşünmek ve bunları yazmak yormuş Fritz’i ve uykusunu getirmiş olmalı. Elmalı turtasını yerken neler geçti aklından acaba, mutfakta mı yedi? Odasında tek başına annesini düşünerek yemesine izin verdiler mi? Yemekten sonra herkesle birlikte mi, yoksa henüz aç bile değilken, annesiyle birlikte olabilmek için ağzının kenarlarına bulaştırarak ve gözleri dolarak mı yedi elmalı turtayı? Bilemeyiz ama tahayyül edebiliriz. 19. yüzyılda annesine  e n  f a z l a  m e k t u p  yazan filozof / entelektüeldi Friedrich Nietzsche. Neden? Yalnızca kadınlardan oluşan bir evde büyümüş olan, diğer erkek çocuklarla pek bir ilişki içinde olmadan geçirdiği çocukluk yıllarında içindeki erkek enerjisini dışarı vurabilme, kendini bedensel olarak ifade edebilme şansını çok da bulamadığını tahmin edebiliriz Fritz’in. Erken bir yaşta dul kalan güzel annesinin başka hiçbir erkekle ilişkiye girmeyip biri ik oğlunu erkeği hayatının erkeği olarak ikame etmiş olabileceğini düşünebiliriz. 

1856 yılında ölen babaannenin bıraktığı miras sayesinde kendilerine ait bir ev kiralayabildiler daha sonra. Fritz önce yakınlardaki Knabenschule’ye (O bölgedeki mahalle mektebi) gönderildi. Burada kendini çok izole hissetmesi üzerine, oradan alınıp ilk arkadaşlıklarını kurduğu özel bir okula gönderildi. 1854’ten itibaren Domgymnasium Naumburg’a (O bölgedeki lise; Katedral Lisesi olarak çevirebiliriz) giden Fritz, dil ve müzik konusundaki yeteneğiyle öğretmenlerinin dikkatini çekti. Burada  i y i  a i l e l e r d e n  gelen arkadaşları Gustav Krug ve Wilhelm Pinder’le birlikte 1860 yılında Naumburg yakınlarındaki Schönburg’ta  G e r m a n i a  adını verdikleri bir sanat-edebiyat derneği kurmuşlardı. Burada yoğun bir şekilde edebiyat, felsefe, müzik ve dil üzerine tartışıyorlardı. Derneğin kuruluş kutlaması 25 Temmuz 1860 tarihinde gerçekleştirildi. Fiyatı 75 Pfennig (Alman kuruşu) olan “bir şişe Naumburg kırmızı şarabı” eşliğinde 16 yaşındaki üç ergen  b a ğ l a y ı c ı l ı k  y e m i n l e r i n i (Bundesschwur olarak not almışlardı notlarına ve parlamentoda edilen yemin anlamına geliyor) ettiler. Düzenli olarak şiir, beste ve makale üretilecekti ve sonra bunlar hakkında tartışılacaktı. Buluşmalar çeyrek yılda bir gerçekleşecekti. Toplantılarında konuşmalar yapıyorlardı, haliyle daha çok Friedrich yapıyordu bu konuşmaları. Kitap satın aldıkları ortak bir kasaları bile vardı. Hayatının bu evresinde Friedrich, Wagner’in müziğine tutkuyla bağlandı. Germania döneminde büyük filozof ilk  g e n ç l i k  y a z ı l a r ı n ı  kaleme aldı. Synodenvorträge, Kindheit der Völker, Fatum und Geschichte, Über das Dämonische in der Musik. Germania 1863 yılında, Pinder ve Krug  i l g i l e r i n i  k a y b e t m e y e  başladıkları için dağıldı. 

1857 yılında babasının yakın arkadaşı olan papaz Gustav Adolf Osswald Fritz’i Schulpforte’nin (Naumburg şehrinde sınavla girilen özel bir kolej; Pforta Okulu olarak çevirebiliriz) giriş sınavlarına hazırladı. Fritz 5 Ekim 1858 tarihinde okula burslu örenci olarak girme hakkı kazandı. Bu okul dönemin önemli ve prestijli liselerinden biriydi. Okulun özelliği nedeniyle de Friedrich burada eski Yunan dili ve kültürü konusunda çok şey öğrendi. En sevdiği trajedi yazarı Aiskhylos’tu.

Pforta, 6. Ekim 1858

Sevgili anne!

Hemen bugün Pforta hayatımın ilk gününde yazıyorum ve sana hemen bazı şeyler anlatmak isterdim ama zamanım olmadığı için Pazar günüme erteliyorum bunu. Şu ana kadar gayet iyiyim, fakat yabancı bir ortamda ne kadar iyi olabilir ki bir insan?! Birkaç kişiyle tanıştım, Braune, Thränhart, Neidthardt gibi. Eminim zamanla kendimi daha çok evdeymiş gibi hissedeceğim, fakat sanırım bu oldukça uzun sürecek. –

Biraz önce dolabımı yerleştirdim, fakat bavulda bir sürü şeyi bulamadım, örneğin mürekkep hokkası, çelik kalem uçları ve başka bazı ufak tefek şeyler. Lütfen bunları gönder, bir de çikolata tozu. Bir de bir kitap: Voigt, “Coğrafya”. Kitaplarımın arasında değilse, mümkün olduğu kadar çabuk Domrich’ten edin ve gönder bana. Bazı kitapları burada satın almak zorunda kaldım, ayrıca bir bardak ve bir fincan. Prof. Bodensieg’le para meselesini konuşabildin mi? Çünkü burada satın aldığım her şeyi onun ödemesi gerekecek. Lisbeth ne diyor bu duruma?! Benden daha çok zamanı olduğu için, o da bir kere olsun yazmak istemez mi? Taşınma nedeniyle eminim hepiniz çok meşgulsünüz ve bu nedenle beni düşünecek zamanınız yoktur. O nedenle, siz de ben de yerlerimize alışınca, birbirimizi daha sık ziyaret edelim. Pantolonlarımı terzi Steinkopf’tan aldım, yelek ve ceketi bekliyorum özlemle. Steinkopf spor kıyafeti için de ölçü aldı, ona da çok kısa süre içinde ihtiyacım var. – Lisbeth’e, Rosalien Teyzeye, Rieckchen ve Lina’ya, Wilhelm ve Gustav’a ve beni hatırlayan herkese çok selam. Bir sonraki sefer daha çok yazarım

Senin 

Fr. W. Nietzsche

Alumnus portensis vs. 

Mektuplar artık bilinçli ve ne istediğini bilen, okula alışmaya çalışan ama aslında o sırada nerede olmak istediği çok açık olan 14 yaşındaki bir ergenin kaleminden çıkıyordu. Erkek olmaya, erkek gibi davranmaya çalışıyordu Friedrich. Öte yandan nasıl da tek başına yapamaz haldeydi. Mürekkep hokkasından coğrafya kitabına kadar her şeyi hâlâ annesinden istiyordu, çünkü bavula koymayı unutmuştu. Daha sonraki yıllarda üzerinde çok yazacağı, Freud’dan daha önce çok iyi tanımladığı bilinçdışı mı bir oyun oynuyordu ona belli değil. Öte yandan kıyafetlerinin nasıl olduğu da daha o zamandan önemliydi. Leipzig’de, Basel’de giydiklerine özen gösteren, birçokları tarafından snob, tuhaf, hatta kadınsı olarak nitelendirilmesine neden olan kıyafet düşkünü genç erkeğin ilk işaretlerini görüyoruz mektupta. 

Bu mektuptan üç gün sonra bir mektupçuk daha yazdı Friedrich. Yazmak zorunda olduğunu belirtiyordu ama mektupla da olsa ilişki içinde kalmak istediğini anlıyoruz yazdıklarından: 

Pforta, 9. Ekim 1858

Sevgili anne!

Yeniden yazmış olduğuma kesinlikle şaşıracaksın. Bugün mektubumu gönderdiğimde senin sevgili mektubunu aldım. Çok sevindim ve bir kere daha çok teşekkür ediyorum. Teyzeme de çok selâm söyle ve ona, herhangi bir şekilde mümkün olursa önümüzdeki pazarlardan birinde geleceğimi söyle. İhtiyacım olan şeylerin hepsinin bir listesini istiyorsun benden. Aşağıda; başka ne eksik, mektuplarımda bulursun. 

Gözlük, makas, mürekkep, dama tahtası

Yazı malzemesi, çekecek, terlik

Toplu iğne, çikolata tozu, şamdan.

Müzik kitapları, (1. ve 2. mektuplarımı karşılaştır)

Häneln’lerden bir piyano kirala sadece; tekrar çalmayı, çok özledim; Sonra saatimi ve terliklerimi gönder. – Şimdiye kadar her şey gerçekten çok iyi gitti, Pforta’yı gerçekte olduğundan çok daha rahatsız bir yer olarak düşünmüştüm; ama tabii ki Pforta’nın ve Naumburg’un rahatlığı, huzuru arasında herhangi bir karşılaştırma yapılamaz. Sınıfta da her şey biraz daha katı. Ama uyandığımda, ne zaman istersem yataktan kalkabiliyorum ve her sabah saat 5’te uyandığım için, sana her defasında rahatlıkla yazabiliyorum. Üç mektupta olan her şeyi gönder ama bana. Beni düşünen herkese kalpten selâmlar. 

Senin Fritz.

Al P

Bu arada doğum günümü unutma! Bana gerçekten büyükçe bir pasta gönderebilirsin, çünkü yalnızca benim odamda 8 kişiyiz. İçine kurşun kalemlerimi, makası, dikiş malzemelerini koyabileceğim, hani benim yeşil kutum gibi bir kutu da çok makbule geçerdi.  

Görüldüğü gibi  n e r e d e y s e  her sabah annesine mektup yazmak için saat 05.00’te kalkıyordu. Bunu özellikle mektup yazmak için yapmasa bile, sabah saatlerini başka bir şey için değil de mektup yazmak için kullandığını görüyoruz. “Beni düşünen” ya da “beni anımsayan” ifadeleri insanların aklından çabucak çıkabileceği, onları, sevdiklerini ne kadar çabuk kaybedebileceğiyle ilgili kaygılarını gösteriyor bize. Erkek kardeşini ve babasını kendi kontrolü dışında kaybetmiş olması, o babaannesinde kalırken annesinin sık sık herhangi bir sebeple başka bir yere gitmek zorunda olması, onun hayatını belli bir yerde sabit olarak geçirmesinin, kendini  b i r  y e r e  a i t  hissetmesinin önünde ciddi engeller yaratmış gibi görünüyor. Erişkin hayatında daha çok  p s i k o s o m a t i k m i ş  gibi görünen rahatsızlıklarını iklime bağlayıp bir  g e z g i n  gibi oradan oraya savrulması da bir yerde fazla kalırsa oradaki insanların hayatlarından çıkması halinde yaşayacağı hayal kırıklığının büyüklüğünü azaltmaya yönelik bilinçdışı bir başa çıkma strateji olarak yorumlanabilir. 

O kadar  e m i n  d e ğ i l  k i  sevildiğinden, annesinin onun doğum gününü unutabileceğini bile düşünüyordu.  A h  n e  a c ı !

Pforta, 16. Ekim 1858

Sevgili anne!

Sana yalnızca, doğum günüm için bana göndermiş olduğun bunca şey için teşekkür etmek için yazıyorum. Bütün hepsiyle bana büyük bir mutluluk vermiş oldun. Şarap, fındıklar ve çiçeklerle birlikte paket edilmiş o güzel pasta ne kadar güzeldi. 

İyi yaşa!!

Senin Fr W Nietzsche.

Al port

Gözlükleri yolla!!!

ÇOK OKUNANLAR