Kariyer yolculuğunda bizi hangi mesleğe neyin ittiği sorusu, uzun yıllardır sadece yetenek ve ekonomik beklentiler üzerinden açıklanıyordu. Ancak Kopenhag Üniversitesi araştırmacılarının Danimarka, Almanya ve ABD’yi kapsayan yeni çalışması, meslek seçiminin ardındaki psikolojik perdeyi araladı. Araştırma, kişiliğin “Karanlık Faktörü” (D Faktörü) olarak adlandırılan ve manipülasyon, bencillik, saldırganlık gibi özellikleri barındıran yapının mesleki tercihler üzerindeki belirleyici gücünü saptadı.
Psikolojide son on yıldır üzerinde çalışılan D Faktörü bireyin kendi çıkarlarını her koşulda başkalarının çıkarlarının önüne koyma eğilimini ifade ediyor. Bu faktörü yüksek olan bireyler manipülasyon, etik dışı davranışlar ve başkalarının haklarını ihlal etme gibi eğilimler gösterebiliyor. Araştırma ekibinden psikolog Ingo Zettler, bu temel kişilik çekirdeğinin bireylerin sadece günlük davranışlarını değil, yaşam boyu sürecek mesleki rotalarını da şekillendirdiğini vurguluyor.
Araştırmada kullanılan ve meslekleri altı temel kategoriye ayıran RIASEC modeli çarpıcı bir gerçeği ortaya çıkardı. Öğretmenlik, hemşirelik, psikologluk ve terapistlik gibi doğrudan başkalarına yardım etmeyi ve destek sunmayı hedefleyen “sosyal” meslekler yüksek D puanına sahip bireyler için en az çekici alanlar olarak belirlendi. Uzmanlar bu durumun temel bir motivasyon uyumsuzluğundan kaynaklandığını ifade ediyor. Başkalarına konfor ve rehberlik sağlamak, sadece kendi çıkarına odaklanan bir kişilik yapısı için doğası gereği itici bir iş tanımı oluşturuyor.
Araştırma sonuçları yöneticilik ve satış gibi “girişimci” rollerde ise daha karmaşık veriler sundu. Alman verilerinde karanlık kişilik özelliklerine sahip bireylerin bu tür rekabetçi ve yüksek profilli pozisyonlara daha fazla ilgi gösterdiği saptanırken Amerikan ve Danimarkalı örneklemlerde bu ilişki aynı tutarlılıkla gözlenmedi. Araştırmacılar bu durumu kültürel farklılıkların “karanlık” özelliklerin mesleki başarı veya girişimcilikle nasıl ilişkilendirileceğini değiştirebileceği şeklinde yorumluyor. Sanatsal mesleklerin de (tasarımcı, müzisyen vb.) bu karakterler için sosyal meslekler kadar olmasa da nispeten daha az ilgi çekici olduğu saptandı.
Bilim insanları elde edilen bu bulguların işe alım ve kariyer rehberliği süreçlerinde hayati öneme sahip olduğunu belirtiyor. Kurumsal yapıların etik ve ahlaki standartlarını koruması için sadece adayın teknik becerilerine değil kişilik özelliklerine de odaklanması gerektiği vurgulanıyor. Ancak uzmanlar, bu tür psikolojik ölçümlerin asla tek başına bir karar kriteri olmaması gerektiğini, diğer verilerle desteklenen dikkatli bir değerlendirme sürecinin parçası olması gerektiğini hatırlatıyor.

