Sürekli heyecan aramaktan bıkmayan Türk internet medyasına göre Amerika’nın Basra Körfezi’ne artık ulaştığı bildirilen 2500 kişilik özel Deniz Piyadesi gücü, bir kara savaşının ilk belirtisi.
Şaka değil: Bizim medyamıza göre Amerika koca İran’ın Basra Körfezi kıyılarını bu 2500 kişilik birlikte işgal edecek ve İran’ın Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan ticari gemileri vurmasını engelleyecek.
Hayır, böyle bir şey yok.
Bu birlik, uzun bir deniz yolculuğundan sonra, Japonya Okinawa’dan buraya geldi. Gelmeleri bir haftadan fazla zaman aldı. Yani Amerika’nın öyle acelesi falan yok.
Bu birlik, savaşı yöneten Centcom Komutanına daha fazla seçenek sağlamak için geldi bölgeye. Nasıl şimdi bir de Amerika’nın meşhur 82. Hava İndirme Tümeni’nden bir tugay paraşütçü de geliyorsa, aynı sebeple.
Başkan Trump birkaç kez İran’a ait Harg Adasını işgal etmekten söz etti. Bu ada, haritaya bakanlar zaten görecek, Basra Körfezi’nin en dibinde, Hürmüz Boğazı’ndan bir hayli uzakta.
Amerikan ordusu sahiden bu adayı işgal edecekse bunu İran’ı petrol ihraç edemez hale getirmek için yapacak. Çünkü İran petrolünün yüzde 80’den fazlası bu adadan gemilere yükleniyor.
Ama Harg Adasını işgale kalkışmak için bile gelen bu birlikler son derece yetersiz. Çünkü Harg’ı işgal etmek başka, işgal ettikten sonra elde tutabilmek başka.
Ancak bizim medyamızın görmezden geldiği başka bir şey var: Harg’ı işgal, aslında İran’ı bu olasılıkla ilgili korkutup bu ülkenin Hürmüz üzerindeki tehdidine son vermesi için dile getiriliyor.
İran’ın Basra Körfezi kıyılarından körfezdeki gemileri tehdit etmesini yüzde 100 sona erdirmenin yegane yolu kapsamlı, belki yüzbinlerce askerden oluşacak bir işgal kuvvetiyle gidip İran’ın bütün o bölgesini kontrol altına almak. Hiçbir Amerikan Başkanı bunu yapmaya cesaret etmez. Çünkü böyle bir işgal onbinlerce Amerikan askerinin ölmesini göze almak anlamına gelir.
Basra Körfeziyle ilgili bilinmesi gereken bir şeyi Türk medyası hiç söylemiyor: Burası esasen sığ bir deniz. Hele Körfezin Arap yarımadası kıyıları iyice sığ. Gemilere, dev tankerlere seyir imkanı veren kıyı şeridi körfezin İran tarafı.
Yani gemiler hareket ettiklerinde ister istemez İran’ daha yakın bir rotadan seyir yapıyorlar. Bu kıyılar da çok derin sayılmaz ama dev tankerlerin seyrine izin verecek kadar derinlik var.
Körfezin Arap yarımadası tarafı, yani Batı kıyıları hem kumluk, kumsallık. Bazıları çok meşhur, sahiden muhteşem plajlar ve lagünler var burada. Kumdan oluşan adalar denizde ansızın belirebiliyor.
Körfezin İran kıyıları, yani Doğu kıyıları ise çoğunlukla sarp dağlar ve uçurumlardan oluşuyor. Elbette düzlükler de var ama genel coğrafya dağlık. Dolayısıyla bu dağlık alan İran’dan gelecek olası saldırılara kolaylık yaratıyor, onları önlemek isteyenlere ise zorluk. Buraları işgale kalkışsanız, kontrolu son derece zor. Kaldı ki omuzda taşınan roket atarıyla bir kişinin gelip bir gemiyi vurması, ansızın gemi sigorta fiyatlarını çok arttıracağı için attığınız taşın ürküttüğünüz kurbağaya değmeme riski çok fazla.
Pentagon bölgeye başka kara birlikleri de sevk ediyor. Onlar da geldiğinde toplam sevkiyat 17 bini bulacak. Buna bir de bölgedeki 50 bin askeri ekleyin; hepsi savaşçı bile olsa bu sayı son derece yetersiz. Ki bu birliklerin ezici çoğunluğu zaten “destek kıtası.”
Dolayısıyla, bazı baskınlar, geçici çarpışmalar dışında henüz ortada bir kara savaşı riski yok. Dediğim gibi olması da beklenmiyor.
Bizim medyamızdan çok daha iyi durumda olan ve verdiği bilgiler hep doğru çıkan Amerikan medyasına bakacak olursanız, Beyaz Saray İran’ın nükleer malzemelerinin durduğu derin mağaralara baskın yapmak ve buralardaki materyali alıp dönmek gibi planlar üzerinde de çalışıldı. Ama bu planları uygulamanın riski de, çok sayıda Amerikan askerinin ölme ihtimali yüzünden, oldukça yüksek.
Kaldı ki bu nükleer materyalin bir bölümü geçen yazki Amerikan bombardımanıyla toprağın altına gömüldü. Onları çıkartmak için Amerikan askerlerinin yanlarında buldozerlerle baskına gitmesi lazım. Bu da çok imkan dahilinde değil.
İran’ın gelecekte tehdit olmasını engelleyecek şekilde bu savaşı bitirmenin yegane yolu askeri değil diplomatik gibi duruyor.
Ama bu diplomatik yolun denenmesi için İran’daki hakim aklın düşünme biçiminin değişmesi lazım.
Geçen yılın yaz aylarını hatırlayın. İran, İsrail’le olan füze-dron fırlatma krizini gayet kontrollu götürdü ve 12 günün sonunda da ateşkesi kabul etti. Aynı kontrollu akıl bugün de İran’da hakim olmadıkça bu savaş bu tuhaf haliyle devam edip gidecek.
Amerika ve İsrail, İran’da o aklı devreye sokmak için bu ülkeye ne kadar daha fazla acı vermeleri gerektiğini bulmaya çalışıyorlar galiba ama sanki sivil alt yapılar dahil yerleri vurmaya başlamaları istediklerinin tam tersi bir aklı İran’da daha fazla hakim hale getiriyor.
Bu savaşa kolay bir son gözükmüyor. Umalım ki Türkiye ve Pakistan’ın çabası başarılı olur, İran bir tür barışa razı gelir sonunda.

