Avrupa’da güç dengeleri on yıllardır Paris, Berlin ve Londra ekseninde şekillendi, ancak kıta, siyasi ve askeri sahnede oyunun kurallarını değiştiren sismik bir kaymaya tanık oluyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana istikrarlı bir şekilde büyüyen Polonya bugün Avrupa’nın geleceğini şekillendirme gücüne sahip yeni bir bölgesel süper güç olarak yükseliyor.
Geleneksel olarak Avrupa’nın güç dinamiklerinde başrol oynamayan Varşova, analistlere göre artık kıtanın yeni sinir merkezi olmaya en güçlü aday. Peki, Polonya 1989’daki komünist çöküşten günümüzdeki askeri ve ekonomik gücüne nasıl ulaştı?
London School of Economics (LSE) verileri ve Financial Times analizleri Polonya’nın Covid-19 pandemisine kadar 28 yıl boyunca kesintisiz bir ekonomik büyüme kaydettiğini gösteriyor.
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Baş Ekonomisti Beata Javorcik Polonya’nın “başarılı bir geçişin simgesi” olduğunu belirterek ülkenin 30 yıl içinde eksikliklerle boğuşan bir yapıdan “zengin ülkeler kulübüne” katıldığını vurguluyor. Dünya Bankası verilerine göre Polonya’nın yıllık ortalama %3,6’lık büyüme oranıyla 2030’lu yıllara gelindiğinde Birleşik Krallık ekonomisini geride bırakması öngörülüyor.
Polonya’nın jeopolitik ağırlığı Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle tamamen yeni bir boyuta taşındı. Kıtadaki liderlik rolünü yeniden tanımlayan Varşova yönetimi Vladimir Putin’e karşı Avrupa’daki en sert duruşu sergileyen başkent oldu.
Savaşın başından bu yana Polonya’nın üstlendiği roller
Askeri Destek: Ukrayna’ya 300 tank teslim ederek ana tedarikçi konumuna geldi.
İnsani Kriz: Milyonlarca Ukraynalı mülteciye sınırlarını açtı.
Siyasi Liderlik: Rusya’ya karşı sert yaptırımların uygulanması için Avrupa’ya baskı yaptı.
Rusya’nın yarattığı tehdit Polonya’nın güvenlik politikasını kökten değiştirdi. Eski Başbakan Mateusz Morawiecki’nin, “Polonya ordusu o kadar güçlü olmalı ki, caydırıcılığı sayesinde savaşmak zorunda kalmasın” sözleri, bu yeni doktrinin temelini oluşturdu.
Almanya’nın yaklaşık 170.000 kişilik ordusuna karşılık şu an 150.000 muvazzaf ve 30.000 bölgesel savunma personeline sahip olan Polonya silahlı kuvvetlerini önümüzdeki yıllarda Avrupa’nın en büyük kara gücü yapmayı hedefliyor. Bu durum Washington’ın da dikkatinden kaçmadı. Avrupa’da görevli üst düzey bir ABD Ordusu subayının Politico’ya yaptığı şu açıklama durumu özetliyor: “Polonya kıta Avrupası’ndaki en önemli ortağımız oldu.”
Sağlam bir ekonomik temel ve modern, giderek daha sofistike hale gelen bir orduyla donanan Polonya potansiyelini sandığa da yansıttı. 15 Ekim’de (2023) muhafazakar, milliyetçi Hukuk ve Adalet (PiS) partisinin sekiz yıllık iktidarını sona erdiren seçimler ülkenin demokratik normlara dönüş vaadi olarak yorumlandı. Amerikan İlerleme Merkezi’nden Robert Benson “Polonya seçimleri ülkenin siyasi yörüngesini yeniden şekillendirdi ve Avrupa’nın geleceği için önemli sonuçlar doğurdu” değerlendirmesinde bulunuyor.
Geleneksel Avrupa güçleri (Fransa, Almanya, İngiltere) kendi iç krizleri ve ekonomik durgunluklarıyla boğuşurken Polonya’nın onların bıraktığı liderlik boşluğunu doldurup dolduramayacağı Avrupa’nın en çok tartışılan konularından biri.
Varşova’nın Avrupa Birliği içinde kendi bağımsız yolunu mu çizeceği, yoksa kıtanın yeni karar alıcı merkezi mi olacağını zaman gösterecek. Ancak diplomatik kulislerde ve ekonomi çevrelerinde herkesin hemfikir olduğu tek bir gerçek var: Polonya’nın yükselişi artık durdurulamaz.

