Trump diyor ki, “Bir gecede İran’ın bütün köprülerini, bütün elektrik santrallarını bir daha çalışamaz hale getiririm.”
Yapar mı?
İnsan “Yok canım yapmaz” diyemiyor.
Nitekim, İsrail’le bir oldular, geride kalan hafta sonunda bu dediğini yapmaya başladılar.
Bakın, Basra Körfezi kıyısında İran ekonomisinin can damarı bir şehir var: Mahşahr. Burası herhalde dünyanın en büyük petrokimya tesisi. Bizim Aliağa’daki Petkim’in siz deyin üç katı ben diyeyim beş katı.
Bu devasa fabrikaları ve etrafındaki 500 bin nüfuslu şehri ayakta tutan, onlara enerji sağlayan iki tane santral var. Bu santrallar cumartesi günü vuruldu. O fabrikalar artık çalışmıyor, o 500 bin kişi artık karanlıkta.
Bizim Gübretaş’ın yüzde 49 hisseyle ortak olduğu aynı şehirdeki gübre fabrikası da üretimi durdurdu; çünkü elektrik yok. Gübretaş dün Borsa’ya bu durumu bildirdi.
ABD ve İsrail’in tehditlerini yerine getirebileceğine dair bir mesajdı bu bombardıman. Dün de İsrail, İran’ın dev gaz sahası Güney Pars’a güç sağlayan santralı vurdu. Gaz üretimi ve oradaki petro kimya tesisleri de durdu şimdi.
Sanıyorum bu gelişmeler düne kadar burnundan kıl aldırmayan ve Hürmüz Boğazı’nı sıkıştırıp dünyanın heri kalanında sıkıntı yarattıkları için zafer elde ettiklerini düşünen İranlı yöneticileri en sonunda Pakistan aracılığıyla 10 maddelik bir ateşkes planı iletmeye mecbur bıraktı.
Ancak bu ateşkes planı da, esasen ABD’den savaşta yenilgiyi kabul etmesini, İran’ı muzaffer bir ülke olarak görmesini istiyor. İranlılar, bu savaşın kendileri açısından yegane başarısı olan Hürmüz’ü kapalı tutmaya büyük bir pazarlık kartı olarak sarılmış durumdalar.
Başkan Trump dün bu planı reddetti ama İran’a yeni bir öneriyle gelmeleri için kapıyı kapatmadı.
İran’ı yönetenler, bu geceyarısından sonra kendilerinin saatiyle 04.30’da dolacak zaman öncesinde, “Tamam, sizin taleplerinizi kabul ediyoruz, nükleer hevesimizden vazgeçiyor, balistik füze programımızı imha ediyor ve başta Hizbullah ve Yemen’deki Husiler olmak üzere bölgedeki örgütlere verdiğimiz desteği sona erdiriyoruz” derler mi?
Buna da “Hayır demezler” demek içimden gelmiyor.
Ama şunu biliyorum: Başkan Trump, her ne kadar manevra yapmak, geri adım atma konusunda ustalığını sık sık sergilese de, kamuoyu önünde kendini İran konusunda fena bağlamış durumda.
Kara askeriyle gidip ülkeyi işgal etmeyecek ama uzaktan, havadan istediği kadar bombayı yağdıracak. “İran’ı taş devrine döndürmek”ten söz ediyor, bunu bir gecede başarabilir mi bilmiyorum ama enerji santrallarını ve köprüleri sahiden imha edebilir. Bunu yaparsa savaş suçu işlemiş olur ama yapabilir.
Eğer bunu yaparsa İran sahiden Afganistan olur.
Bu, sadece İran halkı açısından değil, Türkiye açısından da dehşet verici bir olasılık.
Biz tam “Suriye ve Kuzey Irak güvenlik sorunu olmaktan çıkıyor, nihayet rahata eriyoruz” diye sevinmeye hazırlanırken bu ikisinden bin beter ve bugünden bakınca süresiz devam edecek bir güvenlik sorunuyla baş başa kalırız.
İran’da ortaya bir takım savaş lordlarının çıkmasının, İran halkının kendini kurtarmak için dağları tepeleri aşarak Türkiye üzerinden göç etmeye çalışmasının önüne kimse geçemez.
Ortada sorumlu davranan ve ülke içinde duruma hakim bir hükümet kalmadığında İran her türlü aşırılıkçılığın ve başıbozukluğun yaşandığı bir yere dönüşür.
Bu olasılık, hayal edilmesi bile zor sonuçlar yaratır.
Tam da bu yüzden Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan haftalardır çırpınıyor, oradan oraya koşuyor, barış değilse bile bir ateşkes yaratmaya çalışıyor Mısır ve Pakistan’la birlikte.
Unutmayın, İran’ın bir başka komşusu Pakistan ve onlar da ikinci bir Afganistan’a komşu olmak istemiyorlar.
Dileyelim ve umalım ki bu gece yarısına kadar anlamlı bir sonuç elde edilsin.

