Kötümser olmak için çok sebep var: Bu işin ucunda kalıcı barış var mı?
08 Nisan 2026

Bundan 11 yıl önce, Amerikan Başkanı Barack Obama’nın başını çektiği G5+1 adı verilen uluslararası grup, İran’la nükleer anlaşmayı imzaladığında dünya rahat bir nefes almıştı.

İran bu anlaşma uyarınca elindeki zenginleştirilmiş uranyumun yüzde 97’sini ülke dışına (Rusya’ya) gönderdi. Karşılığında beklediği yaptırım rejimin hafiflemesi, hatta zaman içinde taman sona ermesiydi.

Ama süreç devam ederken Amerika’da Donald Trump Başkan seçildi. Seçildikten iki yıl sonra da, hala tam olarak açıklanmayan sebeplerle (Trump sadece ‘Çok kötü bir anlaşma’ dedi) bu anlaşmayı iptal etti. Yıl 2018’di.

Anlaşma iptal edildikten sonra bir süre kararsız kalan İran sonunda bütün dünyaya yeniden uranyum zenginleştirme faaliyetlerine başlayacağını duyurdu, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun düne kadar ülkeye gelip denetim yapmasına izin verdiği görevlilerine de artık bu izinleri vermeyeceğini söyledi.

Bu sabaha karşı saatlerinde 15 günlük bir ateşkesle duran ABD-İsrail’in İran saldırıları, işte Trump’ın 2018’deki kararı yüzünden yaşandı en çok. Hatırlayın, ABD ve İsrail, geçen yıl yaz aylarında İran’ı bir kez daha vurmuştu, ABD o zaman İran’ın nükleer programının onyıllarca geriye itildiğini söylemişti. (Başkan Trump’ın “Tamamen yok ettik” palavralarından söz etmiyorum, daha gerçekçi değerlendirmeleri aktarıyorum.)

Bugün The New York Times gazetesinin tam metnini 10Haber’de yayımladığımız haberinden öğreniyoruz, İsrail Başbakanı Netanyahu, savaşı başlatması için Trump’ı ikna ederken, esas olarak İran’ın balistik füze programından söz etmiş, “Bu füzelerle nükleer programlarını bir kalenin arkasına almalarına izin vermemeliyiz” demiş. Yani, öyle acil bir İran nükleer tehdidinden o bile söz etmemiş.

Şimdi ateşkes ilan edildi ve İran bir zafer kazandığına inanıyor.

Bana soracak olursanız ortada kazanılmış bir zafer falan yok, savaşın bütün tarafları birden kaybetti. Kimin kaybının daha çok, kiminkinin daha az olduğu konusununu konuşuyoruz aslında.

Daha önce bir kez yazdım: İran, bu savaşla elinde nükleer silahtan daha güçlü bir caydırıcılık unsuruna sahip olduğunu bütün dünyaya gösterdi. O silah Hürmüz Boğazı.

Nitekim bugün, savaş başlamazdan önce masada bile olmayan bir konu olan Hürmüz’ün açılması konusu, Amerika ve İsrail’e geri adım attırdı. (İyi ki de attırdı.)

Ama hiç kuşkunuz olmasın, dünyanın geri kalanı bu boğaz yoluyla İran’ın kendilerini nefessiz bırakabiliyor olmasına rıza göstermez; çok değil 10 yıl içinde dünya bu boğaza olan ihtiyacını minimuma indirir ve o boğaz en çok İran için bir tehdide dönüşüverir. Yani bu silah İran açısından tek seferlik bir silahtı, kullanıldı. Dünya da bu yüzden başka bir zihniyete geçti.

Bu arada İran’ın beş haftalık savaşta uğradığı yıkımı pek az konuşuyoruz. Bu ülkenin savaş öncesi haline dönebilmesi, hem ekonomik hem de askeri anlamda çok uzun zaman alacak. Ne füze programını yeniden canlandırmaya para bulabilecek İran ne de yıkılan köprülerini, üniversitelerini ve ekonomisini yeniden inşa etmeye. Çok ciddi bir iç istikrarsızlık yaşayacak büyük olasılıkla.

Amerika ve İsrail’in İran’da çok büyük bir yıkımı yaratmak, bu ülkeyi zaten krizde olan ekonomisinin kaldıramayacağı büyük bir yükün altına sokmak dışında bu savaştan somut tek bir kazanımı bile yok.

İran’ın A Takımını yok ettiler belki ama onun yerine daha radikal bir C Takımının iktidara gelmesine, daha sekter, daha tepkisel bir İran’a sebep oldular. Yarın İran nükleer programını yeniden başlatmakta, üstelik bu sefer doğrudan bombayı hedeflemekte kendini daha rahat hissedebilir. Çünkü ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın kapandığı bir savaşı sürdüremediğini gördüler.

Seçim İran’ı yönetenlerin olacak. Kendi halklarının refahına mı öncelik verecekler, ideolojik ajandalarının peşinde silahlanmaya mı, hep birlikte göreceğiz.

Ama kendi ideolojik ajandalarının peşinde savaşa öncelik vermeleri halinde o kadar güvende olmayabilirler.

Nasıl yaralanan ama ölmeyen İran daha hırçın bir ülkeyse artık, Amerika da daha hırçın bir ülke olacak; çünkü bu başarısızlık Amerika’yı dünya hakimi süper güç olmaktan uzaklaştırdı.

Bu ülke ahlaki üstünlüğünü kaybedeli çok olmuştu, şimdi ahlaki üstünlük olmadan askeri üstünlüğünün çok anlamlı olmadığını hem kendi kendine hem bütün dünyaya göstermiş oldu. 

Bunu İran başarmadı, Amerika kendi ayağına kendisi sıktı ve ikinci sınıf bir güç haline geldi. “Amerikan caydırıcılığı” denen şey tamamen değilse bile büyük ölçüde ortadan kalktı. “Amerika’ya güvenmek” ise uzak bir rüya artık. 

Dünyanın geri kalanı (Türkiye dahil) kendini bu yeni gerçeğe göre yeniden konumlayacak bugünden itibaren. Amerika’nın daha az ama tam da bu sebeple daha hırçın olacağı yeni bir dünya var.

Doğrudur, Amerika geçmişte Vietnam’dan, Kamboçya’dan ve Irak ile Afganistan’dan utanç verici durumlara düşerek geri çekildi ve Amerika kalmaya devam etti ama bu sefer farklı. Bütün o utanç verici savaşlarda Amerika bir “cephe”nin lideri konumundaydı, beraberinde pek çok başka ülke vardı, bu kez yalnız başına.

Tam da bu yalnızlık ve onu izleyecek hırçınlık tehlikesi, İran konusunda bugün elde edilen ateşkesi de, yarın öbür gün bir barış elde edilmesi ihtimalini de kırılgan ve kuşkulu hale getiriyor.

Bakalım bu 15 günde göreceğiz, Amerika ne kadarına razı oluyor? 

Bugün Amerika’dan gelen çok çarpıcı bir seçim sonucu var. Georgia eyaletinde tek bir milletvekilliği için seçim yapıldı, seçimi beklendiği gibi Cumhuriyetçi aday kazandı. Ama kaybeden aday Shawn Harris bu seçim çevresinde ‘sol’ oyları tam yüzde 25 arttırdı.

İşte Trump’ı Kasımda gireceği seçimde en çok korkutan şey bu değişim. Seçimde Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğunu kaybetmesine artık kesin gözüyle bakılıyor Cumhuriyetçilerin ve Trump’ın. Senato’da ise daha güvenli gözüküyorlar.

Bu savaş, Trump’ın seçim kaybetme sürecini hızlandırdı ve dolayısıyla başkanlığının ikinci iki yılını çok daha zor hale getirdi. Bu yıkıcı sonuçtan kaçınmak için Trump’ın Amerikan halkına satabileceği bir zafere ihtiyacı var. O zaferi içeride mi dışarıda mı bulacağı sorusu en büyük soru. İran’da bulmaya kalkarsa bugün ulaşılan barış kalıcı olmaz.

Daha şimdiden Trump’ın savaşa başladığından daha geride bir pozisyonda olduğuna dair yorumlar başladı. Bu yorumlar yanlış değil. Trump daha birinci günden iyimserlik satmaya, İran’a ve Ortadoğu’ya ‘Nurlu ufuklar’ vaat etmeye başladı ama İsrail’in Lübnan’da ateşkesi kabul etmemesi o ufukları karartabilir. İran bunu bir test ve ateşkes ihlali olarak görüp kendisi de misilleme yapmaya kalkabilir. Trump ulaşmak istediği ateşkese ve Hürmüz Boğazının açılmasına ulaşamayabilir.

An itibarıyla iyimser olmak kolay değil anlayacağınız.

ÇOK OKUNANLAR