a) Böyle festival olmaz olsun
b) Şaka mı bu
c) Oha falan
d) Gidelim görelim
e) Hiçbiri
***
Bu cumartesi, ben de bir festivale değineceğim. Ama bambaşka bir festival bu. Öyle böyle değil. Okuyun ve anketi ona göre cevaplayın.
Ertuğrul Özkök ve Ayşe Arman Adana Festivali’ni yazdılar. Orada olsa Serdar Turgut da yazardı.
Ama burada olmasa da ben ondan başka bir festivali yazmasını bekledim.
Sanırım gözünden kaçtı. Yoksa kesin yazardı eminim. ABD basını da yazdı çünkü.
Önce hikayemizi anlatayım.
Bir efsaneye göre keskin dişli bir şeytan, günün birinde genç ve güzel bir kadına âşık olur.
Ancak, genç kadın şeytanla ilgilenmez ve başka bir adamla evlenmeye karar verir.
Bu durumu çok kıskanan şeytan, düğünden bir gece önce genç kadının vajinasının içine girer.
Bu şekilde şeytan, düğün gecelerinde genç kadının iki kocasının da penislerini ısırarak koparır ve onları hadım eder.
Olay sonrasında tüm köy halkı üzgündür ve sonunda bir demirci çelikten bir penis yapar.
Bu çelik penis ile şeytanı kandırırlar ve dişleri kırılan şeytan, genç kadının vajinasından ayrılır.
Bu efsane, sonunda çelik penis figürü kutsallaşır ve günümüzde Kanamara Matsuri
adı verilen festivali doğurur.
Festivalin en büyük amacı HIV araştırmaları için bağış toplamak. Bu arada da turistik bir hareket yaratmak ve eğlenmek. Dişli vajinadan çelik penise uzanan bir hikaye bu. Festival Nisan ayının ilk Pazar günü Japonya’nın i Kawasaki şehrinde Wakayama Hacimangu tapınak alanında Kanayama Jinja’da etrafında yapılıyor.
Yani oldu da bitti, herkes de katıldı maşallah festivali bu.
Festivalde, erkek ve kadın üreme organları, sembollerle ve süslenerek serbestçe gösteriliyor. İşin kökeni bir inanç sistemi olan Şinto’ya dayanıyor. 1603 yılında başlayan, ülkenin ilk modern dönemi olarak bilinen Edo döneminde işler rayından çıkıyor. Tabii bize göre.
Eskiden penis şeklindeki bu sunağa giden seks işçileri, cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklardan korunma amacıyla dua ederlermiş. Doğurganlık ve doğum için de bir tür toplu ayin gibi düşünebilirsiniz bunu.
Sonraki yıllar yılı bu konu AİDS gibi hastalıklara farkındalık yaratmak ve bağış toplamak gibi bir misyon kazanmış.
Sembollerin şekerlemeleri de yapılıp satılıyor burada. Utanma, arlanma yok yani. Bu bizim sorunumuz veya anket konusu.
Cinsellikle ilgili tabuları sorgulamak ve hayatın doğal döngüsünü vurgulamak da festivalin bir başka amacı. Yetkililerin şu bakış açısı da önemli.
“Umarım bu festival cinselliğin kötü ve kirli bir şey olduğu önyargılarını ortadan kaldırmaya yardımcı olur.”
Ben şekerlemeleri yazdım ama mum ve oyuncaklar da festivalin satış ürünleri arasında.
İşte bu noktada gerçekten Serdar Turgut’un bakış açısını merak ediyorum.
Çünkü bu konuyla ilgili her tür ironiyi yapmış biri.
Toplumların eskiden daha rahat olduğunu ve cinsel baskıların bu kadar fazla olmadığını bilmek, size ne düşündürüyor bilmiyorum.
Ya da cinsel hastalıklar için farkındalık yaratma misyonu, durumu kurtarıyor mu?
Bazı şeyleri konuşmadıkça, tartışmadıkça, tabulaştırdıkça, abazanlığın kaynayan kazanının her gün bir yerinden buhar çıkarması normal.
Derdini, isteklerini, üzerindeki baskıları anlatamayan bireylerden, niye saldırgan bir toplum oldum diye düşünmenin de anlamı yok.
Biz daha Adana Festivali’nde bira içiliyor mu içilmiyor mu onu sorguluyoruz. Oysa Brezilya Karnavalı gibi olmaya gidiyor o da.
Japonlar, tuhaf insanlar deyip geçebiliriz şimdi. Elbette onlar gibi davranmak durumunda değiliz.
Onlar sadece her şeye farklı gözlerle bakıyorlar. Geleneklerine bağlılar ama bu onları baskıcı ve tutucu da yapmıyor.
Öyle olmak durumunda değiliz. Biz masum konserlere, festivallere razıyız.
Yeter ki, bireylerin özel hayatlarını, kiminle ne yaptıklarını konuşmayalım, denetlemeye, bunu magazinleştirmeye kalkmayalım.
Ben ankete eee, diyerek noktalayorum.
Ve şimdi hepinizi Şenay’ın bir zamanlar dillere pelesenk olan şarkısını söylemeye ve el çırpmaya davet ediyorum.
“…Bütün Dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa
İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, uzansak sonsuza
Bütün Dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa
İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, uzansak sonsuza…”

