Kültür savaşlarının en zarar verici tarafı, kültür savaşının sis bombalarının savaşın arka planındaki gerçek nedenleri perdelemesi.
Amerika ile dünyanın geri kalanı ama en çok Avrupa arasında bir kültür savaşının ortasındayız.
Öte yandan Amerikan Başkanı Donald Trump uzun zamandan beri ülkesinin ithalatta uyguladığı gümrük vergilerini yükseltmekten söz ediyor. Hatta son olarak, sadece gümrük vergileri konusunda karşılıklı mütekabiliyet peşinde olmadığını, bazı ülkelerin uyguladığı KDV ve ÖTV benzeri vergilerin de ithalata engel olması sebebiyle bunları da karşılıklı eşitlik arayışının bir parçası haline getireceğini söyledi. (Eğer Trump bu dediğini sahiden yapacak olursa Türkiye’de en ağır etkilenecek şirket Koç Holding ve Ford olacaktır. Türkiye’nin ihracat şampiyonu bu şirket ABD’ye otomobil satamaz hale gelebilir. Çünkü Türkiye’de ithal otomobillere uygulanan ÖTV ve KDV inanılmaz derecede yüksek.)
Pazar günü bir yakınım şu aşağıdaki grafiği yolladı. Grafik Financial Times gazetesinde yayınlanmış, ben atlamışım. Bu grafik, Trump için “O zaten deli ve faşistin biri” deyip işin içinden çıkmayı zorlaştırıyor.
Grafik çoğu ülkenin ABD ile ve üstelik ABD aleyhine nasıl bir ticaret ilişkisi içinde olduğunu gösteriyor. Buna bakınca Trump’a hak vermemek elde değil. Ticaret konusunda ABD’li üreticiler ciddi engellerle karşı karşıya gibi duruyor.
Ama tabii bu ilk bakış yanıltıcı olabilir. ABD’nin esas üstünlüğü üretiminden değil finans sisteminden kaynaklanıyor. Dünyanın dört bir yanındaki bankalar ve şirketler en sonunda Amerikan finans piyasasından borç alıyorlar ve bu sayede Amerika’ya tabi kalıyorlar.
Benzer bir mekanizma Avrupa’nın ve Güneydoğu Asya’nın güvenlik mimarisi için de geçerli.
Amerika 2. Dünya Savaşı sonrasında başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa’ya, “Sizin ordu beslemenize, askeri harcama yapmanıza gerek yok, güvenliği ben sağlarım, siz ekonomik gelişmenize bakın” dedi. Avrupa kıtasının güvenliğini sağlarken bu koca kıtaya verdiği trilyonlarca dolarlık mali borçları geri almayı garantilemek istedi. Bugün de Avrupa ile Amerika’nın ilişkisi temelde budur: Amerikan bankaları borç verir, Avrupa çalışıp öder.
Benzer bir durum Japonya için de geçerli oldu. Japonya’ya ordu sahibi olmak (Almanya’dan daha sert kurallarla) bizzat Amerika tarafından yazılan Anayasa ile yasaklandı. Japonya kalkındı, kalkınmasını finanse eden Amerika’ya borçlarını ödedi, ödemeye devam ediyor.
2. Dünya Savaşı sonrası kurulan bu düzen Amerika açısından 40 yıla yakın süre sorunsuz işledi ama Soğuk Savaş bittiğinden beri Amerika sorunlar yaşıyor; çünkü garip biçimde Sovyetler Birliği’nin çökmesi sonrası askeri harcamaları azalması gereken Amerika’nın askeri harcamaları daha da arttı. Bu da Amerika’yı dünyanın en borçlu ülkesi haline getirdi.
Amerika bu borcun çok büyük bir kısmını kendi vatandaşından alıyor ama yine de yurt dışına borcu da yüksek. En büyük borç vereni Çin mesela. Avrupa’nın elinde de hatırı sayılır miktarda Amerikan Hazine bonosu var, şimdi bakın Türkiye de yeniden Amerika’ya borç verenler arasına katılmaya karar verdi.
Trump yönetiminin kültür savaşı perdesi arkasında açtığı savaşın ve Elon Musk’ın elinde baltayla federal kurumların içine dalmasının sebebi bu Amerikan bütçe açıkları ve o açığın finansmanı için alınan hazine borçları.
Trump o yüzden aynı anda iki şey yapıyor: Gümrük vergileri yoluyla federal gelirleri arttırmaya çalışıyor ve gider kısarak bütçe üzerindeki yükü hafifletmeye.
Avrupa’dan asker çekmek, Ukrayna’da barışı sağlamaya çalışmak hep bu gider kısma hamleleri.
İşin bir de siyasi tarafı var tabii. Eski Amerikan yönetimi, 2022’de Rusya Ukrayna’ya saldırdığında bu eski düşmanı tamamen bitirmek için bir fırsat gördü, Ukrayna üzerinden Rusya ile ve bu ülkeye hayli pahalıya patlayan bir vekalet savaşına girdi. Bütün Avrupa’yı da peşinden bu savaşa sürükledi.
Fakat bu savaşta köşeye sıkışan Rusya beklenmedik bir şey yaptı; eski gururunu ve üstünlük iddialarını bir kenara bırakıp Çin’e, Hindistan’a, hatta Kuzey Kore’ye yanaştı ve birden ortaya Amerika açısından kabul edilemez bir siyasi rakip çıkmaya başladı: Çin-Rusya-Hindistan bloku.
Trump şimdi o bloku parçalamak istiyor. Hindistan’a çeşitli ayrıcalıklar verdi bile. Rusya’ya da verecek, karşılığında bu ülkenin Çin’den uzaklaşmasını isteyecek.
Ama arada Ukrayna ve kendi peşinden savaşa sürüklediği Avrupa’nın güvenliğini hiçe sayacak. O yüzden bugün Avrupalı liderler acil bir zirve için Paris’teler.
Yazının başlığında Türkiye geçiyor ama şu ana kadar Türkiye’nin pozisyonundan hiç söz etmedim; gelin biraz da Türkiye açısından risk ve fırsatlara bakalım.
Avrupa’nın kısa vadede Amerika’ya kafa tutmasını, “Sen bizim yanımızda değilsen biz de senin yanında değiliz” demesini beklemiyorum açıkçası. Bugüne kadar Amerika kesesinden zenginleşen Avrupa ülkelerinin ortaya çıkan yeni gerçekliğe uyum sağlamakta güçlük çekecekleri ve Amerika’yı güzellikle ikna edeceklerini sanmaları daha büyük olasılık.
Ama işte dün akşam Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da TRT World’e söylemiş, Avrupa açısından ortada çok büyük sorular var ve bu sorulara cevap bulmaktan kaçamayacakları bir kavşağa gelmiş durumdalar.
Macron’un zirvesine Birleşik Krallık’ın Başbakanı Keir Starmer’in koşa koşa gitmesi, Türkiye’ye bir şey anlatmalı. Bir müttefik olarak Avrupa’ya bunları yapan ABD Türkiye’ye neler yapmaz ki?
Kendi çapında bölgesel güç olma arzusu olan Türkiye’nin hem bu arzusunu ileri taşımak hem de güvenliğini sağlamak için Avrupa-Rusya dengesini hep gözetmesi gerekecek. Rusya bizim komşumuz ve büyük ticaret ortağımız ama Avrupa da öyle.
Avrupa’nın belki bugün değil ama yarın mutlaka kurmak zorunda kalacağı Amerikasız savunma şemsiyesinde Türkiye’ye ve Türk ordusuna ihtiyaç duyacağı tartışma dışı bir konu.
Türkiye’nin sadece bir Ortadoğu ülkesi değil aynı zamanda bir Avrupa ülkesi olduğunu epeydir unuttuk, kim bilir belki iktidarımız bunu yeniden hatırlamak ister. Üstelik Avrupa’nın demokrasi ve hukuk devleti kriterlerini eskisi kadar sert biçimde sorgulamayacağı bir döneme de giriyor olabiliriz.
Türkiye açısından karar, dünyanın bu gidişinde herhangi bir blokta yer alıp almamakla ilgili.
Avrupa yerine Rusya ve Çin’e de katılabilir Türkiye elbette.
Katılamayacağı tek blok Amerika. Çünkü bu ülke yanında kimseye ihtiyacı olmadığını düşünüyor.