Cinsellik, insan toplumlarının en eski konularından biri olmasına rağmen, hâlâ pek çok kültürde bir tabu olarak görülüyor. Oysa insan doğasının ayrılmaz bir parçası. Kimileri için sadece doğal bir ihtiyaçken, kimileri için güç ve kontrol aracı olarak kullanılıyor. Bu mesele bireysel boyuttan çıkıp siyasete ve yönetime sirayet ettiğinde, sonuçları çok daha karmaşık hâle geliyor.
Siyaset ve cinsellik tarih boyunca iç içe oldu hep. Güç sahibi insanlar, her zaman ilgi odağı idiler. Ancak mesele yalnızca biyolojik dürtülerden ibaret değil; siyasette cinsellik, çoğu zaman şantaj, manipülasyon ve kontrol aracı olarak kullanılıyor.
“Şehvet Düşkünlüğü” ve Güven Krizi
Siyasetçiler de herkes gibi bireysel zaaflara sahip olabilir. Bu, tabii ki özel bir mesele gibi görülebilir. Ancak bir liderin veya üst düzey bir devlet yetkilisinin cinsel skandallara bulaşması, sadece kendi itibarını zedelemekle kalmaz. Bu tür olaylar, mensubu oldukları siyasi düzeni sarsabilir, hatta devletin stratejik çıkarlarını tehlikeye atabilir. Halkın siyaset kurumuna duyduğu güveni azaltabilir ve ülkenin dış ilişkilerine zarar verebilir.
Özellikle uluslararası ilişkilerde ve istihbarat dünyasında, cinsel tuzaklar devletler için en büyük zafiyetlerden biri olarak görülür. “Bal tuzağı” (honey trap) olarak bilinen taktik, rakip ya da düşman aktörler tarafından hedef kişiyi cinsel bir ilişkiyle tuzağa düşürerek manipüle etmek için kullanılır. Bu tür durumlarda yalnızca bireysel itibar değil, aynı zamanda ulusal güvenlik de tehlikeye girebilir.
Diplomaside uzun yıllar çalışmış biri olarak, bu taktiklerin uluslararası ilişkilerde nasıl kullanıldığını yakından gözlemledim. Uğur Ergün ile birlikte kaleme aldığımız Bir Başkadır Diplomatların Dünyası adlı kitabımızda, Çin, Rusya ve Birleşik Krallık’ta diplomatların, iş insanlarının ve üst düzey yetkililerin cinsel şantaj operasyonlarına nasıl maruz kaldığını ele aldım. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak, bu manipülasyonların devlet politikalarını ve yönetimi nasıl etkilediğini analiz ettim.
Cinsel Skandalların Yıkıcı Sonuçları
Dijital çağda, mahremiyeti korumak giderek zorlaşıyor. Gizli kayıtlar, hacklenmiş mesajlar ve sosyal medya sızıntıları, kişisel skandalları siyasi silahlara dönüştürüyor. Bu bağlamda, şehvet düşkünlüğü artık sadece bireysel bir mesele değil, siyasetin dünyasında stratejik bir tehdit hâline geliyor.
Bu konuda en çarpıcı örneklerden biri, 1998’de Amerika’yı aylarca meşgul eden Bill Clinton ve Monica Lewinsky skandalıdır. Amerikan kamuoyu, hatta tüm dünya, Clinton’ın Senato’daki ifadesini televizyon ekranlarından canlı izledi. Clinton’ın Beyaz Saray’da stajyer olan Lewinsky ile yaşadığı ilişki, büyük bir skandala dönüşerek görevden alınması tartışmalarını beraberinde getirdi. Senato’da yargılanan Clinton, aklanmasına rağmen hem başkanlığının hem de Amerika’nın uluslararası itibarının ağır şekilde zedelenmesine neden oldu. Lewinsky’nin Beyaz Saray’a yerleştirilmesinde Yahudi lobisinin parmağı olduğu bile iddia edildi. Clinton, bu büyük skandala rağmen benzer olaylarla anılmaya devam etti. Eşi Hillary Clinton ise yaşadığı aşağılanmadan dolayı bir süre eşiyle yan yana görünmemeyi tercih etti.
Berlusconi’nin ünlü “bunga bunga” partileri ve reşit olmayan kadınlarla ilişkisi, İtalya’nın eski başbakanının siyasi kariyerini ağır şekilde zedeledi. Benzer şekilde, IMF’nin başkanı ve Fransa’nın gelecekteki Cumhurbaşkanı adayı olarak görülen Dominique Strauss-Kahn, New York’ta bir otel çalışanına cinsel saldırıda bulunduğu suçlamasıyla gözaltına alındı. Bu skandal, yalnızca onun siyasi kariyerini bitirmekle kalmadı, aynı zamanda IMF’nin itibarına da ciddi zarar verdi. Geçen yıl Rabat’ta kendisiyle tanıştığımda, skandallara rağmen kadınların ondan imza almak için sıraya girdiğini görmek beni şaşırtmıştı.
Birleşik Krallık Kraliyet Ailesi’nden Prens Andrew, Jeffrey Epstein ile olan bağlantısı ve reşit olmayan bir genç kıza yönelik cinsel taciz iddiaları nedeniyle küresel çapta ağır eleştirilere maruz kaldı. Suçlamaları reddetse de, skandal Kraliyet Ailesi’nin imajını ciddi biçimde sarsarak Prens Andrew’un tüm resmi görevlerinden çekilmesine neden oldu.
Ancak bu konuda en dikkat çeken isimlerden biri şüphesiz Donald Trump’tır. 2016 başkanlık seçimleri öncesinde sızdırılan bir Access Hollywood kaydında, Trump’ın kadınlar hakkında edepsiz sözler sarf ettiği duyuldu. Bu ve benzeri cinsel taciz suçlamalarına rağmen, Trump 2016 seçimlerini kazandı ve inanılmaz bir şekilde 2024 seçimlerinden de galip çıktı. Sanki seks skandalları onun popülaritesini azaltmak yerine daha da artırmıştı.
Türkiye’de Benzer Örnekler
Biz de benzer skandallara sahne olduk. 2010 yılında eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın özel hayatına ilişkin görüntülerin internete sızdırılması, Türk siyasetinin en büyük skandallarından biri olarak tarihe geçti. Baykal’ın istifasıyla sonuçlanan bu olay, sadece bireysel bir skandal değil, aynı zamanda siyasi bir “bal tuzağı” operasyonuydu. Bu olayın ardından Türk siyasetinin gidişatı kökten değişti.
Benzer tuzaklara düşen başka siyasetçiler, gazeteciler ve iş insanları da oldu. MHP’li bazı milletvekilleri, tanınmış gazeteciler ve iş dünyasından önemli isimler, kaset skandallarıyla hedef alındı, siyaset sahnesinden uzaklaşmak zorunda bırakıldılar.
2000’li yıllarda, siyasetin organize suçlarla kesiştiği noktada cinsel istismar vakaları da gün yüzüne çıktı. Bu vakalar, siyasetin suç örgütleriyle nasıl iç içe geçtiğini ve kadınların nasıl hedef alındığını ortaya koydu. Üst düzey devlet görevlilerinin bu tür skandallara karışması, yalnızca bireysel zafiyetlerin bir göstergesi değil, aynı zamanda devlet içindeki güç mücadelelerinin bir yansımasıydı.
Türk siyasetinde “bal tuzakları” sadece bireysel imajları yok etmek için değil, aynı zamanda siyasi rakipleri tasfiye etmek için de kullanıldı. Özellikle son yıllarda siyasi rekabetin sertleşmesiyle birlikte bu tür operasyonlar daha da yaygın hâle geldi.
Ne Yapılmalı?
Geçmişte olduğu gibi bugün de siyasetçiler ve devlet görevlileri, cinsel skandalların ve bal tuzaklarının hedefi olmaya devam ediyor. Türkiye’nin daha sağlıklı bir demokratik sisteme kavuşması için siyasi liderlerin etik değerlere bağlı kalması, mahremiyete saygı göstermesi ve bu tuzaklara düşmemesi gerekiyor.
Siyasetçilerin ve devlet yetkililerinin etik farkındalıklarının artırılması şarttır. Özellikle üst düzey bürokratların ve politikacıların şantaj ve tuzaklara karşı bilinçlendirilmesi, ulusal güvenlik açısından hayati önem taşıyor.
Halkın güvenini koruyabilmek için siyasi figürlerin özel hayatlarında şeffaf olması ve manipülasyona açık hareketlerden kaçınması gerekiyor. Aksi takdirde, “Uçkur Düşkünlüğü” yalnızca bireyleri değil, ülkenin geleceğini de tehlikeye atabiliyor.