Merkez Bankası dün rutin bir açıklamayla Aralık ayına ait ödemeler dengesi rakamlarını ve buna ilişkin ayrıntılı tabloları duyurdu. Dolayısıyla 2025 yılının tüm verisine de sahip olduk.
Ödemeler dengesi denen şey, tam olarak bir ülke bilançosu aslında. Ülkemize 2025 yılında giren yabancı para cinsinden para ile çıkan paranın hesabı bu.
Ve bütün bilançolar gibi toplamı sıfır olmak zorunda olan bir tablo. Yani giren para ile çıkan para birbirine eşit olmalı.
Ama tabii bu eşitleme sırasında cari olarak bir açık veya fazla oluşabiliyor. Bizim dikkat ettiğimiz rakam bu.
Türkiye’nin cari açığı geçen yıl 2024 yılına göre arttı. 2024’te Türk ekonomisi 10,4 milyar dolar açık vermişti. Geçmişin 50 milyar doların üzerine çıkan açıklarından sonra bir hayli iyi bir performanstı bu. Ama 2025’te açık yeniden yükseldi, dün yapılan açıklamaya göre 25,2 milyar dolara ulaştı.
Cari açık dediğimiz rakam en basit haliyle, yıl boyunca harcadığımız döviz cinsi para ile kazandığımız döviz cinsi para arasındaki fark. Eğer kazandığımız döviz harcadığımızdan az ise “açık” oluyor, fazla ise “cari fazla” oluşuyor.
Türkiye, kural olarak cari açık veren bir ülke maalesef. Bizim cari fazla verdiğimiz yıllar da var ama onlar genellikle Türkiye’nin kemer sıkma ve kuvvetli devalüasyon yaşama yıllarında oluyor. Ne yazık ki mesela Çin gibi sürekli cari fazla üreten bir ekonomiye sahip değiliz.
Bu basit bilgilendirmeyi yaptıktan sonra aslında son derece sıkıcı bir hesap cetveli olan ödemeler dengesi rakamlarına geri dönelim.
Ne oldu da 2025’te Türkiye’nin cari açığı bir önceki yıla göre arttı?
Normalde bu artış hep ithalattaki artıştan kaynaklanır. 2025’te bir yıl önceye göre 27 milyar dolarlık bir ithalat artışı var. Artış ciddi. Ancak aynı yıl Türkiye’nin ihracatı da bir önceki yıla göre 13 milyar dolardan fazla artmış. Dolayısıyla verilen dış ticaret açığı bir önceki yıla göre 14 milyardan fazla artarak 69 milyar 688 milyon dolara yükselmiş.
Fakat Türkiye’nin döviz getirici yegane faaliyeti ihracat değil. Biz yurt dışına hizmet satarak da ciddi döviz geliri elde ediyoruz. Türkiye’nin 2025 hizmet gelirleri 63,5 milyar doları bulmuş, bir önceki yıla göre 2 milyar dolardan fazla artmış. Hizmet geliri çok sayıda farklı kalemden oluşuyor ama ana girişin turizm gelirleri olduğunu söylemem gerek.
Hizmet gelirlerinin ciddi bir rakama gelmesi sayesinde dış ticaret açığı rakamı olan 69,7 milyar doların etkisi azalmış, neredeyse 6 milyar dolara düşmüş durumda.
Türkiye’nin döviz girişi beklediği bir başka alan yurt dışından Türkiye’ye gelen yatırımlar. Bunlar ister doğrudan yatırım olsun ister “sıcak para” olarak da tabir edilen portföy yatırımları, geçmişte her zaman cari açığı finanse eden şeyler.
Ama 2025’te Cumhuriyet tarihinin tamamının tersine bir önemli gelişme olmuş: Ülkemize yurt dışından gelen yatırımlar, ülkemizden yurt dışına çıkan sermaye yatırımlarından çok daha az olmuş. Esasen “sermaye çıkışı” diyebileceğimiz bu olguyu 2024’te de yaşamıştık, o yıl 15,8 milyar dolar çıkmıştı Türkiye’den, 2025’te çıkan bu paranın neti 18,5 milyar dolara ulaştı.
2025’te aslında Türkiye’den yurt dışına şu veya bu çeşit yatırım olarak giden para çok daha büyük, 29,7 milyar dolar. Ama bir de Türkiye’ye gelen para var, o da 11,2 milyar dolar olunca bu alandaki açık 18,5 milyar dolara düşmüş.
Bu ülkemizle ilgili birinci çarpıcı unsur. Türkiye 30 milyar dolara varan sermayesini içeride yatırım yapmak, kendi vatandaşına istihdam olanakları sağlamak ve üretip kazanmak yerine yurt dışına taşımayı tercih etmiş.
Bu son derece vahim gelişmeden kimsenin söz etmemesi, “Bizim etimiz ne budumuz ne, neden yurt dışına bu kadar çok sermaye ihraç ediyoruz” diye sormaması çok ilginç doğrusu.
Bir başka ilginç durum, sıcak para için verdiğimiz onca yüksek faize, doğrudan yatırımlar için bedava arsa vermekten başka vergi avantajlarına kadar onca teşvike rağmen gelen bütün paranın 11,2 milyar dolar olması.
Bu rakamlar bana Türkiye’de iktidarın yurt dışına onca uğraşısına rağmen yatırdıkları parayı geri alacaklarına dair bir güven veremediğini, Türkiye’de de mevcut sermayenin Türkiye’ye inanıp güvenmekten vazgeçtiğini söylüyor.
Söylediğim para kaçışının vatandaşa da sirayet ettiğini, vatandaşın parasını dövize dönmekle kalmayıp sistemin dışına çıkartmaya başladığını da söyleyebiliriz.
Normalde Merkez Bankası’nın tam olarak kaynağını belirleyemediği döviz hareketleri için açtığı kalem olan “Net hata noksan” kalemi hep artı verir ve bu da “Türkiye’ye giren kaynağı belirsiz para” olarak yorumlanırdı. Bu yıl bu kalem eksi 16,6 milyar doları gösteriyor.
Yani kaynağı bilinmeyen bir para çıkışı olmuş ülkemizden. O para vatandaşın altın veya dolar olarak sistem dışına çıkardığı para. İnanılmaz bir güvensizlik göstergesi.
Savcılık talimatıyla insanların şirketlerine el konulabilen, daha yargılanmadan insanların mal varlıklarının satışa çıkarılabildiği bir ülkeye içte ve dışta kimsenin güvenmemesi son derece normal bana soracak olursanız.
Türk ekonomisine ilişkin içte ve dışta bu güven krizini yaratan başlıca kişinin bugün Adalet Bakanı olarak atanmış olması, aynı güvensizliğin ve sermaye kaçışının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini bize şimdiden söylüyor.
Dar bir iktidara sarılma siyasetini ekonominin önüne koymanın bedeli bu.

