Bir zamanlar bir şarkı dinledim ve hayatım değişti.
Her şey 1959’da hayatıma giren, o ilk pop müzik şarkısı ile başladı.
12 yaşımdaydım ve o yıl radyoda “Oh Carol” adlı bir şarkı dinledim.
Hayatımın yönü değişti ve bugüne kadar beni bırakmayan müzik tutkum işte o şarkı ile başladı.
Neil Sedaka adlı Amerikalı bir şarkıcı söylüyordu.
Bu şarkı o gün hayatıma girdi ve bir daha çıkmadı.

“Hayatımın fon müziği” playlistini başlatan üç şarkı
O yıl iki şarkı daha hayatıma girdi.
Biri, 2 yıl önce, 1957’de çıkan “Diana” adlı şarkıydı.
Paul Anka söylüyordu.
1960’da , bir yıl sonra da “Sealed With A Kiss” geldi.
Brian Hyland söylüyordu.
Spotify’da “Hayatımın fon müziği”(Soundtrack of my Life) adlı bir playlist hazırladım.
Hayatımın fon müziği bu üç şarkı ile başladı.
Bu aynı zamanda müzikte hayatımın masumiyet döneminin başıydı.

Masumiyet dönemini kapatan ölüm haberi
Bu şarkıyı söyleyen Neil Sedaka dün öldü.
86 yaşındaydı.
Neil Sedaka Sefarad bir baba ile Eşkenaz bir annenin çocuğuydu…
Aile adı “Tzedekah’tı”
İbranice “Sadaka” anlamına geliyordu.
Müzik kabiliyeti çok küçük yaşta keşfedildi.
Ünlü müzik okulu Julliard’a kabul edildi.
Rubinstein tarafından, New York Times’ın klasik müzik radyosunda Debussy ve Prokofiev’in eserlerini çalmak üzere seçildi.
Ama gözü, kulağı çocukluğu pop müzikteydi.
Onlar Savaş sonrasının ortaokul ve lise mutluluğunu arayan çocuklardı.

19 yaşında Connie Francis’e “Sersem Melek” şarkısını yazdı
1958 yılında, yani henüz 19 yaşındayken yazdığı “Stupid Cupid” adlı şarkı, dönemin ünlü şarkıcısı Connie Francis tarafından söylendi ve büyük bir hit oldu.
Onu izleyen yıl “The Diary” ve “Oh Carol” geldi.
Bir yıl sonra ise ününü pekiştiren “Breaking Up Is Hard To Do” adlı hit…
Beatles gelince herkes tarih oldu
Aslında talihsiz bir dönemin sanatçısıydı.
Çünkü onun bu şarkısının çıktığı yıl, Okyanus’un öteki tarafında Beatles’ın ilk plağı “Love Me Do” çıkıyordu.
Yirminci Yüzyıl kültür tarihini değiştirecek devrimci bir dalgaydı gelen.
Hiçbir öteki müzik türü karşısında duramayacaktı bu dalganın…
Üç yılda nostaljiye dönüşen şarkılar
Bir yıl içinde ondan önceki bütün yılları bir anda silip süpürecek ve onları çok genç yaşta müzik tarihinin sayfalarına gömecekti.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
BritPop, müziğin yeni kanunlarını yazıyordu.
Şarkıları daha üçüncü yılda, özlemle aranan bir dönemin nostaljisine dönüşecekti.
Ama 3 yıl gibi kısacık sürede yaptığı şarkıların plakları 25 milyon kopya satacaktı.
1971 yılında Lauren Canyon’da doğan yeni müzik
1971 yılı müzik tutku tarihimde bir başka önemli yıl oldu.
Paris’te öğrenciydim.
Pink Floyd fırtınası esiyordu.
1965’de Byrds’in “Mr. Tambourine Man”şarkısı ile başlayan yeni bir çağ, California’nın Laurel Canyon bölgesinde yeni bir müzik coğrafyası yaratacaktı.
Amerika’da Post Beatles dönemi başlıyordu.
The Byrds, Buffalo Springfields, Crosby, Stills&Nash, The Eagles, Jim Morrison ve Doors İngiltere’de başlayan BritPop akımının ayağını Amerika’ya çekiyordu.
Benim “Oh Carol’un” çocuksu kolej sesini sevdiğim yıllarda, oralarda
1971’de çıkan bir LP müzik hayatımda yeni bir paragraf açıyor
İşte o Lauren Canyon müzisyenleri içinde daha az dikkat çeken biri vardı.
Carole King…
1971 yılında öyle bir albüm yayınladı ki…
Müzik tarihine geçti.
“Tapestry” adlı albümdeki iki şarkı, 1959 yılında başlayan müzik tutkumu bir anda bambaşka bir yere götürdü.
Albümdeki iki şarkı bir daha çıkmamak üzere hayatıma girdi.
“You’ve Got A Friend” ve “It’s Too Late…”
O albüm dünya müzik tarihinde 5 milyon satışın geçen ilk LP oldu.

Meğer o ‘Carol’ işte o Carol’muş
Dün Neil Sedaka’nın hayatı ile ilgili yazıları okurken, 57 yıldır bilmediğim bir şeyi öğrendim.
Meğer bana müzik tutkusunu veren Oh Carol, işte o Carol King için yazılmış.
Çünkü Carol King New York Brooklyn’de okul yıllarında Neil Sedaka’nın ilk aşkıymış.
Ne tuhaf…
Hayatımda çok önemli yeri olan iki şarkı işte o mahalleden çıkmış.
Masum bir ortaokul şarkısı İzmir’in Kahramanlar mahallesine nasıl girdi
Masum bir orta okul, lise müziğiydi onunki.
Hep merak ederim.
O şarkı, nasıl olup da, İzmir’in yoksul bir mahallesinde bir matbaa işçisinin aynı yaşlardaki oğlunun ruhuna girebiliyordu.
Havana Rock konserinden Bayreuth Wagner Festivaline giden yol
Dün sabahtan itibaren defalarca dinlerken, yine bunları düşündüm.
1959’da o şarkı ile ile başlayan müzik tutkum beni nerelere götürdü…
Havana’da Rolling Stones konserinden , Colorado çölünde Coachella festivaline kadar uzanan çok uzun bir yolculuktu…
Masum bir lise müziğinden, Kings of Leon, The Cure, Radiohead, Oasis Rockuna, oradan Bayreuth’da Wagner konserlerine giden uzun ve harika bir hayat yolculuğu…
That was a good life…
Güzel bir hayattı…

İki eski müzik yoldaşımın harika YouTube sohbeti
Dün sabah bu haberi aldığımda önümde iki eski müzik yoldaşımın başladıkları bir Youtube yayını duruyordu.
İzzet Öz ve Ümit Tunçağ…
İkisi de TRT yıllarının star müzik sunucularıydı.
Yani Türkiye’nin ilk DJ’leri de diyebilirsiniz.
TRT’nin Pop ve Rock müziği çağının temellerini onlar atmıştı.

Barış Manço’nun albüm kapağında iki tanıdık sima
İzmir’de “DEV TV’nin” Youtube kanalında, bir anlamda Türkiye radyolarında pop müziğin tarihini anlatıyorlar.
Radyolarda çaldıkları ilk parçaları dinletiyorlar.
Büyük keyifle izliyorum.
İlk bölümü yayınlanmıştı.
Son yayınları Barış Manço üzerineydi.
Onun radyo serüvenini anlattılar.
Programda Barış Manço’nun “Kaygısızlar” grubu olarak çıkardığı bir albümü tanıttılar.
Kapaktaki fotoğraf iki tanıdık sima vardı.
Barış’ın arkasında uzun saçları ve Anadolu Rock kostümleri ile MFÖ’nün Mazhar Alanson ve Fuat Güner’i duruyordu.
Tamamen unutmuşum.
İzmir radyosunun efsane programcı kadrosu
Ümit Tunçağ, 1960’lı yılların ikinci yarısında bir pop müzik efsanesi haline gelen İzmir Radyosunun programcı kadrosundaydı.
Türkiye’nin en ileri radyo müziği ekibiydi bana göre.
Ümit Tunçağ, Ali Kocatepe, Bülent Özveren, Sebla (Özveren) Kantarcı, Bülent Gül, Reşat Nevruzlu.
Hemen hepsi aynı zamanda müzisyendi ve bir de orkestra kurmuşlardı.
Adı da “İzmir Radyosu Prodüktörler Orkestrası’ydı.”
Müzik tutkunu bir mahalle arkadaşımın hikayesi
Ali Kocatepe İzmir Gazi İlkokulu’ndan sınıf arkadaşımdı.
Reşat Nevruzlu benim İzmir Üçyol’da mahalle arkadaşımdı.
Babasını çocuk yaşta kaybetmiş ve daha ilkokuldan itibaren hayatını kendini kazanan en yoksul arkadaşımızdı.
İzmir’in güzel yaz gecelerinde mahallede gece yarılarına kadar oturur, müzikten başka hiçbir şey konuşmazdık.
Lise yıllarında İzmir’deki NATO üssündeki Amerikalı subayların USO kulübünde iş bulmuş ve İngilizcesini çok ilerletmişti.
İçimizde tek başına eve çıkan ilk arkadaşımızdı.
USO Kulüpten aldığı LP’ler bizim için en büyük pop müzik kaynağıydı.
1 Mayıs 1968, Çeşme yolunda bir kaza
Reşat’ı 1 Mayıs 1968 günü bir kazada kaybettik.
Açık bir arabada iki arkadaşıyla Çeşme’ye giderken araba şarampole yuvarlandı.
Bir tek arkada oturan Reşat hayatını kaybetti…
İlk arkadaş kaybımdı.
Rod Stewart’ın “First Cut is The Deepest” şarkısını her dinleyişimde Reşat gelir aklıma.
İlk arkadaş kaybı gerçekten en deriniymiş…
Artık Carole King şarkısındaki gibiyiz
Reşat öldü…
Bizler artık 80’lerimize gidiyoruz.
Carole King’in şarkısındaki gibiyiz.
“Arkadaşlarımız vardı” diyeceğimiz yaşlardayız.

Tom ve Jerry’nin Tom’u o yatağı boş görünce
Dün önüme çok güzel ama hüzünlü bir çizgi film videosu geldi.
O yıllarımızın harika çizgi filmi, Tom ve Jerry’inin bugünkü halini hayal edip video yapmışlar.
Tom yaşlanmış… Yaşlı gözlerle hastaneye koşuyor.
O çizginin harika faresi Jerry hastalanmış ve hastaneye kaldırılmıştır.
Tom, hastane odasına girince boş bir yatak görüyor ve Jerry öldü diye ağlamaya başlıyor.
Tam o sırada Jerry kolundaki serumla odaya giriyor.
Ve Tom bir anda sevinçten ağlayarak Jerry’e sarılıyor.
İkisi de artık veda yaşlarına gelmişler..
80’li yaşlar için Tom ve Jerry dersleri
Bizler böyleyiz işte…
Kızdığımız insanlara da ihtiyacımız var.
Ve şanslıysak, hayat hepimizi, ötekini daha iyi anlayacak yaşlara getiriyor.
O zaman kin tutmanın, kan davasının, “Asla barışmam” gibi sözlerin manasızlığı çok daha iyi anlaşılıyor.
Epstein 16 yaş masumiyetinin ırzına geçmeden önce
“Oh Carol”, işte böyle bir masumiyetin şarkısıydı…
Neil Sedaka’nın çok sevdiğimiz bir şarkısı da “Happy Birthday Sweet Sixteen’di..”
“İyi ki doğdun benim tatlı 16’ lım…”
Hayatımızda öğrendiğimiz ilk “Happy Birthday” şarkısıydı ve 16 yaşında çocuklar, 16 yaşındaki lise aşkları ve arkadaşları için söylüyordu.
Jeffrey Epstein gibi kötülerin lise yaşlarının masumiyetini mahfedeceği yıllar daha çok uzaklardaydı.
Bizler Rob Reiner filmindeki o masum çocuklardık
Ve bizler geçenlerde kaybettiğimiz Rob Reiner’ın “Stand By Me” filmindeki gibi, mahallelerimizde küçük meraklarımızın peşinden giden masum çocuklardık…
Elveda masumiyet yıllarımız…
Güle güle Neil Sedaka…
Beni müzik dolu bu olağanüstü yıllara götüren o harika “Oh Carol” için sana çok teşekkürler…

