Bazen doğum günleri yalnızca bir takvim günü değildir.
İnsan o gün biraz durur, biraz geri gider, biraz da düşünür:
Bazı hayatlar neden diğerlerinden daha fazla iz bırakır?
Uluslararası enerji, yatırım, iklim değişikliği, Çin ve jeopolitika gibi ağır başlıklı konularda yıllardır sözü dinlenen Mehmet Öğütçü üzerine düşünürken aklıma tam da bu geldi.
Bazı insanların doğumu sadece aileleri için değil, ülkeleri için de önemlidir.
Çünkü o insanların hayatı zamanla kişisel bir hikâye olmaktan çıkar, bir birikime dönüşür.
Bugün Global Resources Partnership’in kurucusu, London Energy Club’ın başkanı. Yani dünya enerji politikasının konuşulduğu odaların içinde.
Ama mesele sadece unvanlar değil.
Bir hayatın nasıl kurulduğu.
Ve bazen nasıl “kendiliğinden” kurulduğu.

Özgüven ve Donanım
Mehmet Öğütçü’nün hayatını anlatırken söylediği bir cümle var. Ben bu cümleyi çok seviyorum.
“Eğer özgüveniniz varsa ve kendinizi iyi donatmışsanız, hayat sizi alır ve bir yerlere götürür.”
Şimdi bunu okuyunca insanın aklına hemen şu geliyor:
Tam bir Anadolu bilgeliği.
Ama arkasında oldukça ciddi bir hayat hikâyesi var.
1979’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanıyor. Mülkiye. Türkiye’de devlet yönetiminin eski okullarından biri.
Orada üç önemli akademisyen dikkatini çekiyor: Mümtaz Soysal, Ömer Kürkçüoğlu ve Türkkaya Ataöv.
Ona şunu söylüyorlar:
“Sen diplomasi yapmalısın.”
Hayatta bazen biri sizi sizden önce keşfeder.
Ve o keşif bütün rotayı değiştirir.
Üniversite yıllarında Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nde çalışmaya başlıyor. Yabancı gazetecilerle temas ediyor. İngilizcesi gelişiyor.
Sonra bir gün kendini Turgut Özal’ın seçim kampanyasında buluyor.
Ve çok geçmeden Özal’ın en genç konuşma yazarlarından biri oluyor.
Hayat bazen böyle küçük kapılarla açılıyor.

Çin’i Erken Okuyan Diplomat
Dışişleri kariyerinin ilk yıllarında NATO dairesinde çalışıyor.
Sonra ilk yurtdışı görevlerinden biri Pekin.
Bugün baktığımızda Çin dünyanın en büyük ekonomik gücü olmaya aday.
Ama o yıllarda, yani 1980’lerde, Çin bugünkü Çin değil.
Birçok kişi için bu görev sıradan bir diplomatik atama olabilir.
O öyle düşünmüyor.
Çince öğreniyor.
Çin’i anlamaya çalışıyor.
Orada ilişkiler kuruyor.
Çinlilerin çok sevdiği bir kelime vardır: guanxi.
Yani ilişki ağı. Güvene dayalı bağlar.
Batı iş dünyası sözleşmelere inanır.
Çin ise ilişkilere.
Mehmet Öğütçü’nün o yıllarda kurduğu ilişkiler ağı bugün hâlâ iş hayatında karşısına çıkıyor.
Bu yüzden söylediği bir cümle var ki iş dünyasında çerçeveletip duvara asılabilir:
“Gittiğiniz yerde tohumları ekeceksiniz. Meyvesini hemen görmeseniz bile yıllar sonra size büyük avantaj sağlar.”
Bugünün hız çağında bu cümle neredeyse bir devrim gibi geliyor.

Tesadüf Gibi Görünen Dönüm Noktaları
Hayat planlarımızı pek sevmez.
Bir bakarsınız tam başka bir yere giderken başka bir kapı açılmış.
Brüksel’de görev yapması beklenirken son anda Paris’e gönderiliyor.
Görev yeri: OECD.
O sırada ev tutulmuş, çocukların okulu ayarlanmış.
Yani insanın klasik “planlarım bozuldu” dediği anlardan biri.
Ama hayat bazen tam da o anda yön değiştirir.
Paris yılları onu enerji dünyasına yaklaştırıyor.
Sonra International Energy Agency.
Asya-Pasifik ve Latin Amerika bölümlerinin başına geçiyor.
Ardından OECD’de uluslararası yatırım başkanlığı.
Bugün geriye dönüp bakınca o “talihsiz tayin” kariyerin en kritik dönüm noktası gibi görünüyor.
Diplomasinin İş Dünyasındaki Gücü
2000’li yıllarda kamu kariyerinden ayrılıp enerji sektörüne geçiyor.
İlk tepkiyi tahmin edebilirsiniz.
“Bu adam diplomat… İş dünyasından ne anlar?”
Ama kısa sürede görülüyor ki diplomasi aslında iş dünyasının en önemli yeteneklerinden biri.
Çünkü uluslararası enerji projeleri Excel tablolarından ibaret değil.
Devletler var.
Siyaset var.
Kültür var.
Güven var.
Yani aslında diplomasi var.
İşte tam o noktada diplomatlar sahneye çıkıyor.

Müzakerenin Gerçek Gücü
Enerji sektöründe anlatılan güzel hikâyelerden biri Kazakistan’daki Karachaganak gaz sahası.
Projede İtalyan Eni, Rus Lukoil, Amerikan Chevron ve İngiliz ortaklar var.
Kazakistan yönetimi bir noktada “Biz bu işten yeterince kazanmıyoruz” diyor.
Şirket avukatları hemen klasik refleksi gösteriyor:
Tahkim.
Yani mahkeme.
Ama Mehmet Öğütçü başka bir şey görüyor.
Bu hukuki değil, siyasi bir mesele.
Aylar süren müzakereler sonunda iki tarafı da tatmin eden bir çözüm bulunuyor.
Ve şirket içinde ona verilen lakap doğuyor:
“Keskin nişancı.”
Sorunlu dosyalar onun önüne geliyor.
Küresel Bir Ağın Gücü
Enerji dünyasında çalıştığı yıllarda sürekli seyahat ediyor.
Öyle ki Londra’daki evinde nadiren kaldığı dönemler oluyor.
Ofiste arkadaşları ona bir lakap takıyor:
“Küresel Çingene.”
Ama işin gerçeği şu:
Bugünün dünyasında en büyük sermaye bazen bilgi değil.
Bağlantı.
Siyasetçiler.
Diplomatlar.
İş insanları.
Akademisyenler.
Hepsi aynı ağın içinde.
Ve o ağ bir gün mutlaka işe yarıyor.

Uzun Vadeli Düşünmenin Değeri
Mehmet Öğütçü’nün kariyerine bakınca insan tek bir şey görüyor.
Sabır.
Kısa vadeli kazançlardan çok uzun vadeli düşünmek.
Yeni bir ülkeye gittiğinizde ilişki kurmak.
İnsan yetiştirmek.
Güven inşa etmek.
Ve yıllar sonra o güvenin geri dönmesi.
O yüzden onun cümlesi aslında bütün bu hikâyeyi anlatıyor:
“Gittiğiniz yerde tohumları ekeceksiniz.”
Belki de doğum günleri tam bunun için vardır.
Yılların nasıl geçtiğini saymak için değil.
Bir hayatın dünyada nasıl iz bıraktığını hatırlamak için.
Doğum günün kutlu olsun Mehmet Öğütcü.

