Doğa Kuveyt’e su yetiştiremiyor: Türkiye de ‘su kıtlığı çeken’ ülke olma yolunda
29 Mart 2026

Dünya suya muhtaç, Türkiye ise kendini “su zengini” sanıyor, oysa veriler bambaşka bir tablo ortaya koyuyor. FAO rakamlarına göre Kuveyt, doğanın her yıl yenilediği suyun 38 katını tüketirken onlarca ülke kriz eşiğini çoktan aştı. Türkiye bu listede 40. sırada: kişi başına düşen su miktarı zaten “su stresi” sınırında, 2050’ye gelindiğinde ise “kıtlık” kapıya dayanmış olacak.

Dünyada su kaynaklarının tükenme hızı artık alarm seviyesinde. Birleşmiş Milletler Gıda ve Örgütü’nün (FAO) verilerine göre, onlarca ülke doğanın kendilerine sunduğu tatlı suyun 10 ila 30 katını tüketiyor. Bir başka deyişle bu ülkelerin muslukları açık ama kaynakları çoktan kurumuş durumda.

Listenin zirvesinde Kuveyt var. Ülke yenilenebilir su kaynaklarının yüzde 3 bin 850’sini tüketiyor. Yani Kuveyt doğanın her yıl yenilediği suyun yaklaşık 38 katını harcıyor.

İkinci sırada yüzde bin 509,9 ile Birleşik Arap Emirlikleri yer alıyor. Her iki ülke de tuzdan arındırma tesislerine ve yenilenmesi mümkün olmayacak kadar derin yeraltı sularına bağımlı.

Üçüncü sıradaki Suudi Arabistan, yüzde 974,2 ile doğal kaynaklarının neredeyse 10 katını kullanıyor. Libya yüzde 817,1, ise yüzde 431 ile listeyi takip ediyor.

Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün (WRI) verilerine göre dünya nüfusunun dörtte birini barındıran 25 ülke her yıl “aşırı yüksek su stresi” altında yaşıyor. Bu ülkelerde mevcut kaynaklar neredeyse tamamen tüketilmiş durumda. Küçük bir kuraklık dönemi bile musluklardan su kesilmesi anlamına geliyor.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde nüfusun yüzde 83’ü aşırı su stresi altında. Güney Asya’da bu oran yüzde 74. 2050’ye kadar ek 1 milyar kişi aşırı su stresine maruz kalacak. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ise bölge nüfusunun yüzde 100’ü bu eşiğin üzerine çıkacak.

Su kıtlığının siyasi istikrarsızlığa evrildiği örnekler zaten ortada. ‘da onlarca yıllık kötü su yönetimi ve tarımda sürdürülemez kullanım sokak protestolarına yol açtı. Su stresi arttıkça bu gerilimin derinleşeceği öngörülüyor.

2050’ye kadar küresel su talebinin yüzde 20 ila 25 artması bekleniyor. Doğanın suyu yenileme kapasitesi ise giderek öngörülemez hale geliyor. En çarpıcı veri Sahra Altı Afrika’dan, bölgede su talebi 2050’ye kadar yüzde 163 artacak. Bu oran, dünyanın geri kalanındaki artış hızının dört katı.

Pakistan yüzde 110, Ürdün yüzde 105 ile doğal su bütçelerini çoktan aşmış durumda.

Daha düşük stres oranına sahip ülkeler de güvende sayılmaz. yenilenebilir kaynaklarının yüzde 41,5’ini, ise yüzde 28,2’sini kullanıyor. ABD bu oranla dünyada 58. sırada yer alsa da ülke içindeki bölgesel farklılıklar bazı eyaletleri kriz eşiğine taşıyor.

Suyun bol olduğu ülkeler ise genellikle ekonomik olarak az gelişmiş coğrafyalarda bulunuyor. Papua Yeni Gine, Bolivya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti devasa su rezervlerine sahip ancak düşük sanayileşme nedeniyle bu kaynaklar henüz baskı altında değil.

Doğal su bütçesinin üzerinde harcama yapan ülkeler açığı iki yolla kapatıyor: fosil yeraltı suyu çekimi ve tuzdan arındırma. Fosil yeraltı suyu, yerin derinliklerinde milyonlarca yılda birikmiş ancak yağışla yenilenme kapasitesi olmayan kaynakları ifade ediyor. Bu yöntem Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaygın olduğu kadar ABD ve Çin’de de sıklıkla uygulanıyor.

Tuzdan arındırma ise yoğun ve pahalı bir süreç. Son yıllarda teknolojideki gelişmeler maliyeti bir ölçüde düşürdü ancak bu çözümün sürdürülebilirliği hala tartışmalı.

Türkiye bu tabloda ayrı bir yere oturuyor. Kamuoyundaki “su zengini ülke” algısının aksine Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yılda bin 519 metreküp.

Uluslararası sınıflandırmaya göre bu rakam doğrudan “su stresi” kategorisine denk düşüyor.

Türkiye için 2030’da bu miktarın bin 200’e, 2040’ta bin 116’ya, 2050’de ise bin 69 metreküpe gerilemesi bekleniyor. Bin metreküpün altı ise “su kıtlığı” demek.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın açıklamalarına göre Türkiye’nin yıllık ortalama yağışı 574 milimetre. Dünya ortalaması ise 990 milimetre. Yumaklı’nın paylaştığı bir diğer veri de durumun aciliyetini gösteriyor:

“2025 yılında barajlarımıza 10 milyar metreküp daha az suyla girdik. Bir ölçek kullanacak olursak, 10 milyar metreküp 125 milyon insanın yıllık içme suyuna eşit bir rakam.”

Ancak bu açıklamalar, yıllardır süren yapısal sorunların boyutunu gizlemeye yetmiyor.

2025’te Konya Bağbaşı Barajı’nda su tamamen tükendi.

Eğirdir Gölü bin yıl sonra ilk kez ikiye ayrıldı.

Çatalan Barajı tarihinin en düşük seviyesine geriledi.

Son 60 yıl içinde ülkedeki göllerin yüzde 60’ı yok oldu.

Birleşmiş Milletler’in 2025 raporuna göre Türkiye topraklarının yüzde 47’si 2030’a kadar çölleşme riskiyle karşı karşıya.

Resmi Gazete’de yayımlanan Ulusal Su Planı 2026-2035’te de ülkenin halihazırda “su stresi” sınıfında yer aldığı, iklim değişikliği ve artan nüfusun etkisiyle “su kıtlığı çeken” ülke konumuna gelebileceği açıkça kabul ediliyor.

ÇOK OKUNANLAR