ABD’de gerçekleştirilen bir araştırmada küstüm otunun belirli insansı özellikleri kendine has bir şekilde gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Araştırmayı yöneten ekip bitkinin gerçekleştirdiği sayısı sayma işleminin bir insan gibi olmadığını özellikle vurguluyor. Fakat deney sonuçlarına göre küstüm otu çevresinde yaşanan olayları birbirinden ayırabiliyor ve bunları kaydedip duruma göre tepki geliştirebiliyor. Bu durum beynin olmadığı bitkilerde de karmaşık bilgi işleme süreçlerinin var olabileceğini ortaya koydu.
Yapılan çalışmada araştırmacılar küstüm otu bitkilerini nemli bir çadır içine koyarak penceresiz bir odada belirli aydınlık-karanlık döngülerine maruz bıraktı. İlk aşamada bitkilere aralıksız 12 saatlik döngüler halinde karanlık ve aydınlık ışık verildi. Üçüncü günse ışıklar açılmadı.
Bir süre sonra bitkilerin davranışlarında dikkat çekici değişiklikler görüldü. Bitkiler ışığın gelmesi beklenen saat yaklaştıkça daha hareketli davranışlar sergiledi. Ancak ışığın gelmediğini fark ettiklerinde davranış biçimlerini de değiştirdiler. Araştırmacılara göre bu durum yalnızca ışığa tepki vermek değil; bitkiler aynı zamanda belli bir düzeni öğreniyor.
Üstelik bitkilerin durumlara verdiği tepkiler zaman içinde değişiyor. Bitkiler duruma göre oturmaya başlayan tekiler gösteriyor. Tepkileri zaman içinde daha istikrarlı bir zemine oturdu. Bu örüntü hayvanların sahip olduğu öğrenme modeline benzetildi.
Araştırmacılar bitkilerin sadece 24 saatlik biyolojik bir saate göre hareket etmediğini, yaşanan olayların sayı ve süresini de aktif şekilde takip ettiğini keşfetti. Deneyler sırasında gün döngüsü 10 saatten 32 saate kadar rastgele değiştirilse de bitkiler, ışığın beklendiği anlarda karanlıkta bile hareketlilik göstermeye devam ederek bir tür “beklenti” oluşturma yeteneği sergiledi.
Bu keşfin en sarsıcı yanı tüm bu süreçlerin herhangi bir sinir hücresi veya nöron yardımı olmadan gerçekleşmesi. Bitkilerde beyin ya da sinir sistemi olmamasına rağmen öğrenme, örüntü tanıma ve hafıza benzeri davranışların sergilenmesi geleneksel zekâ tanımlarını kökten sarsıyor. Bilim insanları öğrenme yetisinin sadece beyne özgü bir durum değil, çok daha temel bir biyolojik özellik olabileceğini düşünüyor.
Eğer bu bulgular farklı deneylerle de doğrulanırsa bitkiler ile hayvanlar arasındaki keskin sınır ortadan kalkabilir. Gelecekte bitki temelli sensörler geliştirilirken biyolojik hesaplama sistemlerine kadar pek çok yeni teknolojinin önü açılabilir. Bu çalışma bitkilerin çevrelerine karşı pasif birer gözlemci değil, olayları analiz edebilen ve geleceğe dair strateji geliştirebilen dinamik canlılar olduğunu kanıtlıyor.

