Merhaba İrem,
Ben 27 yaşında, 3 aylık evli bir kadınım. Eşimle severek evlendik ama evlilikte hiç beklemediğim bir sorun yaşıyorum. Eşim aşırı temizlik takıntılı. Yani sadece düzenli değil, gerçekten takıntı seviyesinde. Sürekli duş almak istiyor, çarşaflar her gün değişmeli, en ufak bir ter kokusu bile onu rahatsız ediyor. Bu durum cinselliğimizi de etkiliyor. Mesela spontan bir şey yaşamak imkânsız. Öncesinde mutlaka duş, sonrası tekrar duş… Bir süre sonra bu bana çok mekanik gelmeye başladı. Açıkçası artık içimden gelmiyor. Onu kırmak istemiyorum. Yeni evliyim ve istemiyor olmak beni korkutuyor. Bu normal mi? Sorun bende mi?
Değerli okurum,
Cinsellik dediğimiz şey biraz da dağınıklık ister. Biraz ter, biraz kontrol kaybı, biraz plansızlık… Yani insan hali. Ama senin yaşadığın senaryoda iş neredeyse prosedüre bağlanmış durumda.
Cinsellik için en önemli şeylerden biri güven ve rahatlıktır. Bu rahatlık sadece duygusal değil, fiziksel olarak da “rahat bırakılmayı” içerir. Sürekli kontrol edilen, sürekli kurallarla çevrili bir ortamda beden gevşeyemez. Gevşemeyen beden de doğal olarak istemez.
Eşinin bu hali çoğu zaman sadece temizliği sevmekle ilgili değildir. Arkasında genellikle kontrol ihtiyacı, mikrop korkusu ya da hafif obsesif eğilimler olabilir. Yani mesele sana karşı bir isteksizlik değil, onun zihninin rahatlayamamasıdır. Burada çözüm daha temiz olmaya çalışmak değildir. Çünkü sorun hijyen değil, esneklik eksikliğidir.
Yapılabilecek en sağlıklı şey, yargılamadan ama net bir şekilde duygunu ifade etmektir. Bu kadar kurallı olduğunda rahatlayamadığını söylemek, karşı tarafı suçlamak değil, durumu paylaşmaktır. Küçük esnemeler önermek, her şeyin öncesi ve sonrasının ritüel olmak zorunda olmadığını hatırlatmak önemlidir. Çünkü arzu biraz da sürprizi sever, biraz da doğallıktan beslenir.
En kritik nokta şu: İsteğinin azalması bir arıza değildir. Bu, bedeninin verdiği oldukça sağlıklı bir sinyaldir. “Bu ortam bana iyi gelmiyor” demenin başka bir yoludur. Evlilikte kurallar arttıkça arzu genelde sessizce geri çekilir.
Daha yeni evlisiniz, bu ilişkiyi yeniden daha esnek bir alana çekebilirsiniz. Zorlandığınız noktada muhakkak bir uzmandan destek almanızı da tavsiye ederim.
70 yaşında eşimin 50 yaşında sevgilisi var
Merhaba İrem,
Ben 67 yaşında, 45 yıllık evli bir kadınım. Eşim 70 yaşında. Son zamanlarda hayatında biri var. Kadının 50’li yaşlarda olduğunu öğrendim. Açıkçası bu beni daha da huzursuz etti. Çünkü eğer çok genç biri olsaydı, bunu sadece “geçici bir heves” diye yorumlayabilirdim. Ama bu kadın öyle çok genç değil. Daha oturmuş, daha bilinçli biri gibi geliyor. Bu yüzden içimde garip bir korku var: Bu ilişki sadece fiziksel değil de, daha derin bir şey olabilir mi? Bu yaşta bir erkek neden başka birine yönelir? Ve bu durum sadece arzu mudur, yoksa daha tehlikeli bir bağ mı?
Değerli okurum,
Belli bir yaştan sonra kurulan ilişkiler çoğu zaman sadece fiziksel çekimle sınırlı olmaz. Gençlikteki gibi “heyecan, merak, macera” motivasyonu yerini daha farklı ihtiyaçlara bırakır.
Bu yaşlarda bir erkek başka birine yöneliyorsa, çoğu zaman aradığı şey sadece beden değil; anlaşılmak, görülmek, yeniden canlı hissetmektir. 50’li yaşlarda bir kadının varlığı da bu yüzden seni düşündürüyor. Çünkü bu yaş grubundaki biri genelde sadece bir “kaçış” değil, aynı zamanda bir “eşlik” sunar. Sohbet eder, dinler, ortak hayat deneyimi vardır. Yani ilişki, sadece bir anlık arzu değil, daha bütünlüklü bir bağa dönüşme potansiyeli taşır.
Ama burada kritik bir ayrım var: Bu durumun derin olması, senin değersiz olduğun anlamına gelmez. Bu, eşinin kendi içinde yaşadığı bir boşluğun başka bir yerde dolmaya çalışılmasıdır. Ve bu boşluk her zaman evlilikteki bir eksiklikten değil, kişinin kendi iç dünyasından da kaynaklanabilir.
Şunu da unutmamak gerekir: Uzun yıllar süren ilişkilerde insanlar bazen birbirini “bildiğini” düşünür ve merak duygusu azalır. Yeni biri ise yeniden keşif hissi yaratır. Bu da kişiye gençlikteki o canlılık duygusunu hatırlatır.
Senin hissettiğin korku aslında çok anlaşılır: “Bu geçici değilse ne olacak?” Ama bu sorunun cevabı tahmin ederek değil, gerçeklikle yüzleşerek bulunur. Bu noktada yapılabilecek en sağlıklı şey, suçlama ya da panikle değil, açık ama sakin bir şekilde konuşmaktır. “Son zamanlarda aramızdaki mesafeyi hissediyorum ve bu beni düşündürüyor” gibi bir cümle, hem kapıyı açar hem de gerçeğe yaklaşmanı sağlar.
Son olarak şunu söylemek isterim: Uzun bir evlilikte en büyük tehdit her zaman üçüncü kişi değildir. Bazen asıl mesele, iki kişinin zamanla birbirini duymamaya başlamasıdır. Ve bazen bir ilişkiyi koruyan şey, geçmiş değil… bugün hâlâ birbirine dönme isteğidir.
Kocamı hiç arzulamıyorum
Merhaba İrem,
Ben 41 yaşında, 12 yıllık evli bir kadınım. Eşimle büyük bir problemimiz yok, kavga etmiyoruz, hayatımız düzenli. Ama son zamanlarda kendimle ilgili bir şeyi fark ettim ve bu beni korkuttu. Artık eşimi arzulamıyorum. Onu seviyorum, saygı duyuyorum, iyi bir baba, iyi bir insan… ama cinsel olarak hiçbir şey hissetmiyorum. Daha kötüsü, bazen başka erkeklere karşı bir kıpırtı hissediyorum. Aldatmak istemiyorum ama içimde sanki “yaşamadığım bir şeyler var” duygusu büyüyor. Bu evliliğin sonu mu? Yoksa bu bir dönem mi? İnsan sevdiği ama arzulamadığı biriyle devam edebilir mi?
Değerli okurum,
En zor itiraflardan birini yapmışsın: Sevmek ama arzulamamak. Ve bu sandığından çok daha yaygın bir durum. Uzun ilişkilerde aşk genellikle evrim geçirir. Başlangıçtaki o yoğun çekim zamanla yerini güvene, düzene ve tanıdıklığa bırakır. Ama arzu dediğimiz şey biraz farklı çalışır. Arzu, güven kadar belirsizliği, tanıdıklık kadar yeniliği, yakınlık kadar mesafeyi sever.
Senin yaşadığın şey çoğu zaman “aşk bitti” değil, arzunun yön değiştirmesidir. Çünkü beyin yeni olana, bilinmeyene karşı daha hızlı tepki verir. Başka erkeklere karşı hissettiğin o küçük kıpırtı da aslında bu mekanizmanın bir sonucu. Bu, illa o kişileri gerçekten istediğin anlamına gelmez; sadece zihnin “yenilik” sinyaline cevap veriyor.
Burada en kritik hata şu olur: Bu hissi “eşimle ilgili bir eksiklik” gibi yorumlamak. Oysa çoğu zaman mesele kişi değil, dinamiklerdir. Aynı hayat, aynı roller, aynı düzen… Arzunun beslendiği alanlar daralmaya başlar.
Peki insan sevdiği ama arzulamadığı biriyle devam edebilir mi? Edebilir. Ama bu ilişki zamanla dostluğa dönüşür. Eğer bu seni tatmin etmiyorsa, o zaman mesele sadece ilişkiyi sürdürmek değil, onu yeniden canlandırmak olur. Arzu kendiliğinden geri gelmeyebilir ama tamamen kaybolmuş da değildir.
Çoğu zaman yeni bir bakış, yeni bir deneyim, hatta bazen sadece farklı bir iletişim şekliyle tekrar ortaya çıkabilir. Son olarak şunu düşünmeni isterim: Sen gerçekten eşini mi arzulamıyorsun, yoksa şu an yaşadığınız ilişki biçimini mi? Bazen mesele “yanlış kişi” değildir sadece uzun zamandır aynı hikâyeyi farklı bir şekilde yazmamış olmaktır.

