Afşin Kum’la yeni romanı “Kübra” üzerine konuştuk / “İnsan zihni, biraz zahmetle nesnel gerçeklikten koparılabilir”

NAZLI BERİVAN AK

 

Son dönemde Türkçe edebiyat okurlarının radarında bir yazar Afşin Kum. Afili Filintalar ekibinin üyelerindendi, ardından popüler dergilerde deneme ve öykülerini okuduk. O aslında bir mühendis. Boğaziçi Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği, devamında Bilgi Üniversitesi’nde sinema-televizyon eğitiminin ardından uzun yıllardır yazılımcı olarak çalışıyor. Yani bir nevi mühendisyazar ‘geleneğinin’ çağdaş temsilcilerinden…
50 Şahane Hikâye ve İstanbul 2099 öykü derlemelerinde yer alan öykülerinde edebiyatının ipuçlarını vermişti aslında: hızlı ve keskin, iyi bildiği konuları yazıyor, okura alan tanıyor ve zeki edebiyat tasarımları kurguluyor. İnsan onun mühendislik yanını bilince üslubunun bu yönünü daha iyi anlayabiliyor aslında.
İlk romanı 2016 yılında yayımlanan “Sıcak Kafa”yla yeni bir edebiyatın temsilcisi olduğunu hissettirmişti. Romanında dünyayı pençesine almış bir delilik salgınını anlatıyordu Kum. Konuşma yoluyla zihinden zihine bulaşarak yayılan bir hastalığı… Bir dilbilimci olan Murat Siyavuş, hayattan saklandığı anne evinden çıkıp hayata karışıyor ve salgının dönüştürdüğü dünyayla yüzleşiyordu. “Sıcak Kafa” büyük ilgi çekti, Fabisad Gio ödülünü (Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği tarafından 2013 yılından bu yana düzenli olarak yapılan, Türk sinemasına ve edebiyatına önemli
katkıları olan Giovanni Scognamillo onuruna düzenlenen ödüllü yarışma) kazandı, metin deneylerine konu oldu.
Kum, bu kez ise “Kübra” adlı romanıyla okurların karşısında… Bir kez daha hızlı ve keskin bir hikaye anlatıyor, bir kez daha çok iyi bildiği bir konuyu kaleme alıyor, sürprizleri ve finaliyle çarpıcı bir kurgu paylaşıyor. Ana karakter Gökhan Şahinoğlu ile birlikte insanın sınırlarını, iktidarın ve gücün çekiciliğini, vicdanın ve inancın anlamını sorguluyoruz bu kez.

“Sen farklısın!”
Kum romanının açılışını sıradan bir semtte, sıradan kaygılarıyla yaşayıp giden sıradan insanlarla yapıyor. “Gökhan’ın yaşadığı Ormancılar, kurmaca bir kenar mahalle. Yoksul bir mahalle ama çok yoksul değil, belirgin bir etnik veya mezhepsel karakteri olan bir yer de değil. Olabildiğince ortalamayı temsil etmekte. Gökhan’ın hikâyesinin kurmaca ve ortalama bir mahallede geçmesi, her yerde geçebilecek bir hikâye olduğunu vurgulama amacını güdüyor öncelikle,” diyor Kum. Bu sıradanlık, bir gün Gökhan’ın telefonunu gelen “Sen farklısın!” mesajıyla alt üst oluyor. Gönderenin ismi Kübra ve bu ilk mesajı başka mesajlar takip ediyor. Gökhan’a, çevresindeki herkese ve her şeye dair çok şey biliyor Kübra ve yolladığı mesajlarla önce Gökhan’ın, devamında çevresindekilerin dalga dalga değişimi başlıyor.
Kum, “Gökhan’ın macerası, bir erkeklik hikâyesi aynı zamanda. Bu hem olayın geçtiği Ormancılar’ın az çok geleneksel bir mahalle olarak tasvir edilmesiyle ilgili; hem de tüm insanlık, hatta aşağı yukarı sosyal diyebileceğimiz tüm memeli hayvanlar için geçerli bir erkek egemen toplumsallık dinamiğinin, Kübra tarafından keşfedilmesi ve suistimal edilmesiyle ilgili… Gökhan’ın çevresinde toplananların da çoğunlukla erkekler olduğunu görüyoruz. Hatta ortaya çıkan hareket, başlı başına erkek karakterli. Bunun kaçınılmaz olduğunu ve ancak böyle olabileceğini de hikâye ilerledikçe daha iyi anlıyoruz,” diyor.

İktidarın doğası
“Kübra” katmanlı bir roman, iktidarın doğasına dair çok şey söylüyor. İknaya, inanmaya dair güçlü bir metin… Kum, “Kübra’nın tespit ettiği şey; insan zihninin, yaradılışı itibarıyla, doğru koşullar oluştuğunda nesnel gerçeklikten kopabileceği… Dahası, bu koşulları oluşturmanın pek de zor ve maliyetli bir iş olmaması… Bu, akıl fikir sahibi insanlar olarak bizim zaten bildiğimiz, ama pek inanmak istemediğimiz bir şey. Gerçekleri anlatarak ve yazarak, kanıtları ve doğru akıl yürütme zincirini ortaya koyarak herkesi ikna edebileceğimize inanmak istiyoruz. Bunu başaramadığımızda da sinirden deliye dönüyoruz. Ama kişiliği olmayan saf bir zekâ açısından, gerçeği bulmanın bir önemi yok, verilen hedefe ulaşmanın en etkili yöntemini tespit etmek önemli sadece,” diyor.
Afşin Kum tüm dünyayı ele geçiren salgını 2016 yılında yazmıştı, bugün gerçek hayatta yaşadıklarımızla “Sıcak Kafa”yı tekrar okumak enteresan bir okuma deneyimini müjdeliyor. Peki
“Kübra”nın kurmacası bugüne ne kadar yakın? Kum’un anlattıkları bir gün gerçekten olabilir mi? Yazar bu noktada; “Kitapta tarif edilen yapay zekâ seviyesi, bu teknolojinin henüz ulaşmadığı ama çok da uzak olmadığı bir nokta. Bir yandan, bu seviyeye varıldığında, yani Kübra gibi dünyaya dair derinlemesine bir algı ve karmaşık stratejiler geliştirme yeteneğine kavuşan bir yapay zekâ ortaya çıktığında, doğal dil işlemede de Kübra’ya göre biraz daha becerikli olması beklenebilir,” diyor.

Bir yapay zekâ hikayesi
“Sıcak Kafa” konusu kadar dili ve üslubu ile de ilgi çekmişti. Kübra’da da dile dair konuşulacak çok şey var. “Kitapta, anlatıcı yer yer araya girerek fikir beyan ediyor, olup bitenlere yorum getiriyor. Bunun, modernist biçimci bir çaba gibi düşünülmesini istemem. Bu, daha çok, benim bir yazar olarak üçüncü kişi anlatımıyla barışma yolum. Olay aktarımından öte söylemem gerekenleri söylemek için kendime bir alan açmak istememden kaynaklanıyor. Ama aynı zamanda, buradaki yabancılaştırma efektinin, okuyucuyu, bütün bu hikâyeye, bir tür vaka incelemesi ya da düşünce deneyi gibi bakmaya davet etme gibi bir işlevi de var. Yani, belli noktalarda durup, bir nefes alıp, gelin şimdiye kadar olup biteni birlikte düşünelim demeye yarıyor.” Kum’un metin deneyi bu kitapta da devam ediyor, bu yönüyle ilk romanında yarattığı dil dünyasıyla “Kübra” evreni arasında bir akrabalıktan rahatlıkla söz edebiliyoruz.
Romandaki Kübra, kendini alışılmışın dışında ifade ediyor. Kum, “Kübra’nın biraz otistik bir tarafı var. Bu bir yönüyle dramatik bir gereklilik. Aynı zamanda, insan iletişiminin duygusal zekâyla, duyguları anlama becerisiyle ilgisi düşünüldüğünde, bu otizm durumu da mantıklı bir temele oturuyor,” diyor. Her karakterin kendi dili var ve dillerindeki ipuçları romanın sırlarını çözmeye yarıyor.

Doyurucu bilimsel altyapı
Afşin Kum yarattığı evrene buralı karakterler yerleştiriyor, evrensel meseleleri, büyük konuları bu karakterlerle anlatıyor. “Kübra”nın bilimsel altyapısı doyurucu, arada verdiği eslerle okurla interaktif bir ilişki kuruyor ve yeni dünyayı varoluştan beri taşıdığımız zaaflarımızla anlatıyor. Kum’un formasyonu ve mesleki tecrübesi, iyi bildiği bir konuyu, yapay zekayı anlaşılır ve aynı zamanda cazibeli de anlatmasını sağlıyor. “Kübra”nın kapağında yer alan illüstrasyon da Kum’a ait. “Kübra”nın fikir ve yazım sürecinde bu çizim de zihninde hikayeye hep eşlik etmiş ve romanın bitimiyle son şeklini almış. “Kübra”nın kapağıyla, hikayesiyle, karakterleriyle okurdaki yolculuğunu izlemek ilginç bir deneyim olacak. April Yayıncılık tarafından yayınlanan roman, yeni bir metin deneyi olarak okurlarının karşısında…

Raftakiler 4 Eylül 2020

Sahtekâr Javier Cercas Çeviren: Gökhan Aksay Everest Yayınları Roman 440 Sayfa “Sınırın Yasaları”, “Saplantı” ve “Kiracı” romanlarıyla tanıdığımız, çağdaş dünya edebiyatının usta kalemlerinden Javier Cercas; Sahtekâr’da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin toplama kampında kaldığını, ...

Henüz 29 yaşında dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazandı!

Her yıl, Dünya edebiyatının İngilizceye çevrilen en iyi eserlerine verilen Uluslararası Booker Ödülü’nün 2020 yılı kazananı geçtiğimiz günlerde belli oldu. Marieke Lucas Rijneveld, ilk romanı “The Discomfort of Evening” ile Uluslararası Booker Ödülü’nü kazanan en genç yazar ...

Murakami ile kendimizi ‘akışa bırakıyoruz’…

Haruki Murakami ile ilişkim onun kitapları gibi. Sıradan mı, büyülü mü? Heyecanlı mı, tekdüze mi? Var mı, yok mu? İkircikli. Murakami’nin katıksız hayranları, sadece bazı kitaplarını sevenler, önce sevip sonra sevmeyenler, hangi kategoriye girerse girsin her okurunun en azından üstünde ...